25 Mayıs 2019, Cumartesi
Ana Sayfa / Belirli Gün ve Haftalar / Çanakkale Zaferi (Kahramanlık Günü ) (18 Mart)

Çanakkale Zaferi (Kahramanlık Günü ) (18 Mart)

İçerik Özeti

belirli günler
18 Mart Çanakkale Savaşlarını Anma Töreni

Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları enginlere sığmam, taşarım.

Değerli öğretmen arkadaşlarım, sevgili öğrenciler…
Bugün burada, tarih içerisinde büyük bir önem sahibi olan 18 Mart Çanakkale Savaşlarını anmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Program akışı şu şekilde olacaktır.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı
Açılış konuşması ….
Günün anlam ve önemini belirten konuşma ..
Şiir. “Bir Yolcuya.” …
Şiir. “Şehidim, Vatanım.” …
“Atatürk’ün Çanakkale ile ilgili bir anısı.” …
Şiir. “Yarın ki Çanakkale.” …
Şiir. “Çanakkale Şehitlerine.” …
“Çanakkale Savaşlarının Siyasi Sonuçları.” …
Şiir. “Çanakkale” …
Çok sesli koro.(Orotoryum)
Şiir. “Bugün.” …
Şiir. “Gitme Ey Yolcu” …
Şiir. “Çanakkale.”
Çanakkale Korosu

Memleketinin kurtuluşu için kendi canlarından geçen şehitlerimiz için sizleri bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum. Saygı duruşunun ardından hep bir ağızdan İstiklal Marşı’nı söyleyeceğiz.

Şimdi açılış konuşmasını yapması için Okul Müdürümüz … buraya davet ediyoruz.

Boşalmış beş kıtanın bütün denizleri
Çanakkale olmuş sanki geçit yeri…
Karadağlı’sı, Fransız’ı, İngiliz’i…
Kendi geldiği yetmiyormuş gibi
Yanında bir de Hintli’si, Zelandalı’sı…

Günün anlam ve önemini belirtmesi için okulumuz sosyal bilgiler öğretmeni …’yi buraya davet ediyoruz.

…Sınıfı öğrencilerinden …’ı “Bir Yolcuya” adlı şiiri okuması için buraya davet ediyoruz.

Düşman sevinçle karaya tırmanıyor
Şimdilik sessiz siperlere
Yürürken sevinçle,azametle
Sahipsiz köy buldum sanıyor

..Sınıfı öğrencilerinden … “Şehidim,Vatanım” adlı şiiri okuyacak.
Çanakkale savaşının canlı şahitlerinden en önemli kişisi hiç şüphesiz Atatürktür. …Sınıfı öğrencilerinden … Atatürk’ün, Çanakkale Savaşı hakkındaki bir yazısını aktaracak.

..Sınıfı öğrencilerinden … “Yarın ki Çanakkale” adlı şiiri okuyacak.
Çanakkale savaşları, inanılmaz bir vahşet karşısında direnişi anlatırken, bu savaşı en iyi anlatan şiir M.Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” şiiridir. Bu şiiri okumaları için okulumuz öğretmenlerinden … buraya davet ediyoruz.

Çanakkale Savaşı sonuçlarıyla dünya düzenini derinden sarsmış, birçok ülkenin kaderini değiştirmiştir. Bu sonuçlardan bazılarını söylemeleri için … sınıfı öğrencileri …. buraya davet ediyoruz.
…Sınıfı öğrencilerinden … “Çanakkale” adlı şiir okuyacak.
Okulumuzun çok sesli korosunu “Çanakkale Orotoryumu”nu sunmaları için buraya davet ediyoruz.
…sınıfı öğrencileri …ve … “Bugün” adlı şiiri okumaları için buraya davet ediyoruz.

Ölüm niçin sevilmesin,
Cennet gibi vatan için
Can nedir ki verilmesin
Cennet gibi vatan için

Okulumuz …. sınıfı öğrencilerinden … “Gitme Ey Yolcu” şiirini okuması için buraya çağırıyoruz.

…Sınıfı öğrencileri …, …, … ve …’ı buraya Çanakkale şiirlerini okumaları için davet ediyoruz.

Son olarak okul koromuzu Çanakkale Türküsünü söylemeleri için buraya davet ediyoruz.

Bu önemli günü bizimle paylaştığınız ve bizi dikkatle dinlediğiniz için teşekkür ederiz. Çanakkale tarihimizin en önemli yerlerinden biridir ve öylece de kalacak.

 

belirli günler18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Programı Örneği (Kısa)

18 MART ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA PROGRAMI

                              Türk’üm!
Muzaffer olarak doğmuşuz bir kere
Bir karış toprak uğruna
Kimimiz şehit oluruz, kimimiz gazi
Hiç değişmez bu yazı
Dünyada her yer geçilir belki
Lakin geçilmez Çanakkale Boğazı.

Sayın Müdürüm, Değerli öğretmenlerim ve Sevgili arkadaşlar,

Bugün, haksız düşman saldırılarına tam 253 bin askerimizi şehit verdiğimiz, ancak tarihe altın harflerle “Çanakkale Geçilmez! ” sözünü yazdığımız “Çanakkale Zaferi” mizi ve İstiklal Marşımızın Kabulünün 94.yılını kutlamak üzere toplandık. Hepiniz hoş geldiniz.

Şimdi sizleri, başta Kurtuluş Savaşı kumandanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, millî şairimiz Mehmet Akif ERSOY, değerli Türk büyüklerimiz ve vatanımızın her karış toprağını kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimiz adına bir dakikalık saygı duruşuna; arkasından İstiklâl Marşı’ mızı gür bir sesle okumaya davet ediyorum.

Selam olsun, Çanakkale’de vatanı ve namusu için can veren şehitlere!
Selam olsun, Çanakkale Gazilerine!
Selam olsun selam, yüreği Çanakkale Şehitlerimizin ideali ile atan gençlerimize!

Günün anlam ve önemini belirten konuşmasını yapmak üzere okulumuz öğrencilerinden dersimiz.com’u buraya davet ediyorum.
Gözümüzü kırpmadık, vermedik asla mola.
Tüfeğe koyacak mermimiz yokken bile
Boyun eğmedik, eğmeyeceğiz kadere.
Yıldırım olduk, yağdık düşman mevzilerine,
Vurduk, kırdık, öldürdük birer birer;
Teslim etmedik canım toprakları düşman eline

 Kısa bir slayt gösterisi izliyoruz

Eğme boynunu anam, bacım sen üzülme.
Gözlerini sil, kin doğmasın yüreğine
Bak bizler varız, oğullarınız, askerler…
Düşman kaçtı, gelir mi, hayır, gelmeyecekler.
Vatan sağ olsun, bu yurda akan kan, sağ olsun,
Gam etme yüreğine, anam, can sağ olsun.

Okulumuz  öğrencilerinin hazırlamış oldukları oratoryoyu seslendirmek üzere davet ediyorum.

”Çanakkale toplu vuran yüreklerin birbirine kenetlenmiş gönüllerin zaferidir. Zira Çanakkale silahla iman gücünün çarpışmasıdır. Bu çarpışmadan imanlı yürekler galip gelmiştir. Milletimiz Çanakkale zaferi ile dini, vatanı ve namusu söz konusu olduğunda nasıl bir destan yazacağını tüm cihana göstermiştir.”

Kısa bir slayt gösterisi izliyoruz.

Son olarak ?? sınıfı öğrencilerinin  hazırlamış olduğu tiyatroyu izliyoruz.
 Sevgili dinleyiciler! Programımız burada sona ermiştir. Çanakkale’de kanlarını akıtıp canlarını vererek bu vatanı bizlere bırakan, “Çanakkale Geçilmez” diyerek Türk’ün adını tarihin sayfalarına altın harflerle kazıyan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmet, hürmet ve minnetle anıyor, bizi dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyoruz.

 

belirli günler18 Mart Çanakkale Zaferi

I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında savaşa katıldı. İngiltere, Fransa ve İtalya Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçerek, müttefikleri olan Rusya ile bağlantı kurmak istiyorlardı. Aynı şekilde Rusya’nın da gözü boğazlardaydı. Buradan geçiş imkânı sağladığında Akdeniz’e açılabilecekti.

Daha önce Çanakkale Boğazı önüne gelmiş ve birkaç deneme yapmış olan İngiliz ve Fransız gemileri, 18 Mart 1915 günü Türk mevzilerini top ateşine tuttular. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin boğazı mayınlaması ve Türk topçularının kahramanca karşı koyması ile kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Düşman gemilerinin bir kısmı battı, bir kısmı ağır yaralar aldı.

Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyeceğini anlayan düşman, karadan çıkarma yapma kararı aldı. 100 gemi ve 75 bin askerle Gelibolu’ya çıkarma yapmaya başladılar. Bu askerlerin bir bölümü Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirilen paralı askerlerdi. “Anzak” adı verilen bu savaşçı askerler, kimlerle çarpıştıklarını bile bilmiyorlardı. Çıkarma yapılırken Mustafa Kemal 19. Tümenin komutanı idi. Mustafa Kemal ve kahraman Türk askeri Conkbayırı’nda, Arıburnu’nda, Seddülbahir’de düşmana ağır kayıplar verdirdiler. Anafartalar Grup Komutanlığına getirilen Mustafa Kemal Anafartalar’da düşmana karşı saldırıya geçti (15 Ağustos 1915). Düşman dayanamayıp kaçmaya başladı. Mustafa Kemal, Anafartalar Kahramanı olarak tarihe geçti. Yer yer çarpışmalar sürdüyse de yorgun düşen düşmanlar 9 Ocak 1916’da tümüyle kaçıp gittiler.

Çanakkale savaşlarıyla toprakları paylaşılmak istenen bir ulusun gücü, kahramanlığı ve yurtseverliği tüm dünyaya gösterildi. Mustafa Kemal gibi bir önderin ortaya çıkması sağlandı. Çanakkale Zaferi daha sonraki yıllarda Anadolu’da başlayacak Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı oldu. Çanakkale’de kazanılan zafer, Rusya’nın savaştan çekilmesine ve Çarlık Rusya’sının çökmesine neden olmuştur. İngiltere’de de hükümet değişikliği yapılmıştır.


Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü olan 18 Mart günü Mustafa Kemal’i, komutanları ve şehitlerimizi saygı ile anarız.

 

belirli günler
18 Mart Şehitler Günü Anlam ve Önemi

Çanakkale Cephesi’nde kahraman ordumuzun verdiği mücadele yalnızca Türk tarihinin değil bütün dünya tarihinin akışını etkileyecek derecedeydi. Bu cephede alınan galibiyet dünya ülkelerinin güç dengelerini değiştirmiş, paylaşım heveslerini yıkmış, yüce Türk milletinin belirleyici ve yönlendirici gücünü bir kere daha gözler önüne sermiştir.


Çanakkale Cephesi’nin Anadolu halkına verdiği azim, umut ve kararlılık Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini de ateşlemiştir. Çanakkale, Türk ulusunun bağımsızlık ve hürriyet söz konusu olduğunda ne denli kararlı ve kahraman olduğunu sonsuza dek anımsatacak bir “anıtcephe” dir. Çünkü Türk ordusu üstün muharebe taktiklerini, silah gücü bakımından çok üstün bir güce karşı ustalıkla kullanmıştır. Bununla beraber dünya harp tarihi, Çanakkale’de Türk askerinin insancıllığını savaş alanlarında bile yitirmediğine, düşmanına dahi merhamet gösterebildiğine şahit olmuştur.


Her siperde ayrı bir destan başlatan askerlerimiz, düşmana karşı verdiği mukaddes mücadeleyi zaferle sonuçlandırdığında, dünya tarihinin zirve sayfalarına da “Çanakkale Geçilemez!” ilkesini bir daha silinmemek üzere yazdırmıştır.


18 Mart tarihi kutsal vatan topraklarını canları pahasına koruyarak şehitlik makamına ulaşan yüce insanları bir kere daha hatırladığımız, minnettarlığımızı, şükran duygularımızı sunduğumuz kutlu bir gündür. İşte bu nedenle 27.06.2002 tarihinde 4768 sayılı kanunla 18 Mart, Şehitler günü olarak kabul edilmiştir.
Bu günde, basın ve yayın organları aracılığıyla ulusumuza Çanakkale temalı programlar ve yayınlar gösterilir. Okullarda günün anlamı ve önemi çeşitli etkinliklerle vurgulanmaya çalışılır. Yetişen kuşaklara Çanakkale Cephesinde verilen mücadelenin ulusumuzun geleceği ve karakteri üzerindeki unutulmaz etkisi hissettirilmeye çalışılır.


Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasındaki Türk ordusu, denizde ve karada her saniyesi bin yıla denk bir mücadeleye tutuştuğunda tüm şehit ve gazilerimizin yüreğinde vatan sevgisinin yanı sıra gelecek kuşakların Türk bayrağı altında yaşama şerefinden yoksun kalmamaları arzusu yatıyordu. Bu arzu, Çanakkale Cephesi’ni baştan sona dolduran aşılmaz bir güç duvarı olmuştur: “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.” 


Şimdi 18 Martlarda Türk ulusu Çanakkale şehitlerini yâd ederken kalpleri aynı hislerle dolmaktadır. Coşkudan soluksuz kalırken bu millet, bir kere daha saygı ve minnetle anımsıyor o günleri:

Ey Aziz Şehit,


Bayraklar memleket ufkunu baştanbaşa donatıyorsa sen göğsünü siper ettiğin içindir düşmana, sen canınla beslediğin içindir toprağı. Şimdi biz her 18 Mart geldiğinde, başımız minnetle eğilirken övüncünle doluyor göğsümüz. Söze sığmıyorsun, marşlardan taşıyorsun. Aziz hatıranı gururla yâd ediyoruz.

 

belirli günler
18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferi’nin Yıldönümü (Basın Bülteni)

18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Zaferi’nin Yıldönümü

Bu güzel topraklar, bizlere vatanı için seve seve canını ortaya koyan şehitlerimizin ve gazilerimizin mirasıdır. Türk milleti birlik ve beraberliği ile birçok zorluğun üstesinden gelmiş, hiçbir zaman esaret altına girmemiş ve her zaman tarihe yön veren parlak zaferlere imza atmıştır.

“Çanakkale Geçilmez” dedirten kahramanlarımız, milletimizin gücünü tüm dünyaya bir kez daha duyurmuş, vatana sahip çıkma ve özgür yaşama kararlılığımız güçlü biçimde ortaya konulmuştur. Çanakkale’de ortaya konulan ruh, milli mücadelede de kendini göstermiş, bütün fertleriyle el ele veren milletimiz Atatürk önderliğinde zafere ulaşmıştır.

  

Türk milletinin birlikte yaşama iradesi, vatan ve bayrak sevgisi Çanakkale’de olduğu gibi tarihin her safhasında bizleri güçlü kılmıştır ve kılacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.

 

belirli günlerAkdeniz(Gelibolu) Marşı

Yaslı gittim şen geldim,

Aç koynunu ben geldim,

Bana bir yudum su ver,

Çok uzak yoldan geldim.
Yürü ey şanlı gazi,
Kılıcı kanlı gazi,
Meriç seni bekliyor

Büyük unvanlı gazi.
Korkma açıl şen yurdum,

Dağlara ordu kurdum,

Açık denizlerine,

Süngümle kilit vurdum.
Rüzgarlardan atım var,

Şimşekten kanadım var.

Göğsümde al yazılı

Gazilik beratım var.
Rüzgar bana at oldu;

Şimşekler kanat oldu,

Eğilin gökler dedim,

Bulutlar kat kat oldu.

Irmaklar gibi taştım,

Yalçın kayalar aştım,

Hakk’a şükürler olsun,

Geldim sana ulaştım.
Varsın yansın ocağım;

Kurtuldu al sancağım,

Bayrağımın altında,

Ben hür yaşayacağım.
Deniz, deniz, Akdeniz,

Suları berrak deniz,

Karşımda yar ağlıyor,

Gideyim bırak deniz.
Açıldı kal’a (kale) yolu

Göründü Gelibolu

Bırak beni gideyim,

Orası yaşla dolu.

Samih Rifat HOROZCU

Beste: Leyla SAZ

 

belirli günlerBir Çanakkale Kahramanı: Seyit Onbaşı

Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Balıkesir’in Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin ki Emine idi.

Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912’de Balkan Savaşları’na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi’nde görev aldı. Çanakkale Savaşları’nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı.
18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı.
Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti.

1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla “Çabuk” soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.SeyitOnbaşı

 

belirli günlerÇanakkale (Kompozisyon)

Çanakkale Savaşı, tarihe unutulmaz bir damga vurmuş; inancın nasıl güçlü bir kale olduğunu gösteren, az rastlanır bir mücadelenin zaferidir.

Anadan, yârdan, evlattan geçip vatan diye diye can verenlerin kanıyla yazdığı bir destandır Çanakkale. Hakk’ın batılı, birliğin ayrılığı yendiği zor bir imtihandır Çanakkale.

Kimi Erzurumlu, kimi Konyalı, kimi Ardahanlı, kimi Urfalı sayısız kaç yiğidin omuz omuza savaşarak yazdığı tarihtir Çanakkale. Önündeki arkadaşının ölümünü görüp onun düştüğü yere -sadece bir dakika sonra öleceğini bildiği hâl de- geçen ve gözünü kırpmadan vazifeye atılan askerdir onlar. Ölüme atılan asker! Âkif’in de dediği gibi: “Bedr’in aslanları ancak senin kadar şanlı idi.”

“57. tümen…” nur içinde yatıyorsun şüphesiz. Şahadet şerbetini içmelerine belki de sayılı saatler kala, derede çamaşırlarını yıkayan ve sebebini soran komutanına da: “Allah’ın huzuruna kirli esvap ile mi çıkayım?” diyen bu tümen, imanın ve teslimiyetin insana dönüşmüş şeklidir mutlaka. “Ben size savaşmayı değil; ölmeyi emrediyorum” emrini verecek ne başka bir komutan gelmiştir bu dünyaya ne de bu emre uyacak başka bir millet.

Türk milletini kolay lokma sanıp Fatih’in kır atını sürdüğü bu kutsal toprakları ele geçirmek isteyen Haçlı zihniyetine atılmış son tokattır Çanakkale.

Niye geldiklerini bile bilmeyen Anzak erlerine bile yardım elini uzatmaktan çekinmeyen ve onları da bağrına basan kardeşliğin zaferidir Çanakkale.

Bir gözünü kaybettiği hâl de diğer gözüyle savaşan, bir bacağını kaybedince diğer bacağıyla koşan, mermileri üzüm taneleri gibi toplayan, göğsüyle siper olan, kanıyla toprağa can katan yiğitlerin arşa yükseldiği yerdir Çanakkale.

Ölümü de öldüren kahramanlar; göğsü siper, canı süngü olanlar şimdi gömsek de sığmayacakları tarihte izliyorlar bizi. Bir silahları olsaydı onların eğer; içimizdeki ayrılıkları, kardeşi kardeşe kırdıranları, bize bizi unutturanları vururlardı şüphesiz şimdi…

Çünkü onlara savaşı kazandıran ruhlarındaki birlik ve dirlikti. Onlar bir millet olmanın bilincine varmış, bu ruh ile yenmişlerdi düşman askerlerini. Bir sancak altında kara kışlarda yem etmemişlerdi vatanı kurda, kuşa. Vatan aşkıyla 257 kiloluk bombayı tek başına kaldıran Koca Seyit’in namluya sürdüğü mermi gideceği yeri de biliyordu. Elizabeth Gemisi’ni ikiye ayıran o top Çanakkale Zaferi’nin özetiydi âdeta…

Şimdi bizler aynı gücü yüreğimizde hissederek ruhu şad olur şehitlerimizin. Bastığımız toprağın üstünden çok, altında yatanların canlı olduğunu anlarsak kıyamayız bu toprağın tek bir taşına. Şimdi fark edersek damarlarımızdaki asil kanı neslimiz hür yaşar ebediyen… Yağan yağmurun altında aynı şemsiye ile korunup açan güneşin altında aynı çiçekleri koklarsak “Asım’ın nesli” oluruz ancak…

Haykırıyorum hepimizin adına,
Ben Kara Fatma! Ben Nene Hatun! Ben Lapsekili İbrahim! Ben Fatih! Ben Mehmet! Ben Hasan! Ben Mustafa Kemal’im karlarda yatan…
Zeynep Çağla Kumru

belirli günlerÇanakkale Geçilmez (piyes)

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
(1.SAHNE SEVKİYAT)

(Perde açılır. Sahnenin bir tarafında davuleu vardır. Davulun tokmağı havada beklerken bir marş çalınır. )
DAVULCU : Ey ahali! Ecdad yadigarı vatanımıza saldıranlara haddini bildirmek için… Devlet için, vatan için, millet için; teninde canı, kalbinde imanı, dizinde dermanı bulunan herkes, bugün öğlen vakti Çarşı Caminin avlusunda toplansın. (Davul) Sevkiyat vaaaaar!… (Davul) Duyduk duymadık demeyin. (Davul) Küffar üstüne mukaddes cihad ilan edilmiştir. (Davulcu bağıra çağıra sahneden çıkar.)
İHTİY AR : Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşlarda idik. Mukaddes cihad dediler,Galiçya ‘ya çağırdılar. Süveyş’te, Sina’da vuruştuk. Allahüekber dağlarında karlara gömüldük.(Duraklar) Şimdi de Çanakkale diyorlar. (Kükrer) Yaşlıyım ama ihtiyar değilim. inanan insan ihtiyarlamaz. Kolum Sina çölünde kaldı. Canım Çanakkale sırtlarında kalsa çok mu? (Mahsun) Kabul etmediler. (Dirilir) Yerime oğlum gidecek, benden kalan boşluğu Salih’im dolduracak. (Asker elbiseli dört genç sahneye girer. Biri Salih’tir..)
İHTİYAR .: (Gençlere bakarak) – Hepiniz mi? .
BiR AGIZDAN: – Hepimiz!
İHTİY AR : – Çanakkale’ye mi?
BİR AGIZDAN: – Çanakkale’ye!
İHTİY AR : (Salih’in karşısına doğru yürür)-Gelemediğim için üzgünüm oğlum,Salihim.
SALİ H : -Gavura biz yeteriz baba…
BiR AGIZDAN : – Biz yeteriz! .
iHTİY AR :(Heybetli)- Yerimi dolduracaksın Salih! ….
SALİH :-Benden sonra da oğlum,baba…
BİR AGIZDAN :-Oğullarımız…
İHTİY AR :-Sonra da torunlarımız!
BİR AGIZDAN:-Sonra da torunlarımız…
İHTİYAR :-Düşmana mezar olacak toprağımız.’ .
SALIH :-Hiç meraklanma baba,mevzileri boş bırakmayacağız.Sen müsterih ol.
İHTİYAR :-(Salih’e sarılır)-A1lah yardımcın olsun.(Ayrılır)Benim için de kurşun sık gavura.(İç çekerek) Anan da sağ olup görseydi yiğidini…Git artık gecikme.(kucaklaşırlar)
SALİH :(Elini öper)-Hakkını helal et baba.
İHTİY AR :(Ağlamaklı)-Helal olsun. Hepinize uğurlar olsun.Gavuru def etmeden dönmeyin.Bundan sonra köyünüz yok,eviniz yok,aileniz yok.Herşeyinizle cephenin malısınız.(Ağlar)Uğurlar ola!

2.SAHNE (EŞLERİN VEDALAŞMASI)
ASKER-GELİN DiYALOGU (Rüstem veya Memiş)

EMiNE: Ne var ne yok Bey?
MEMiŞ:(Yalandan söylediği belli olacak şekilde durgundur.) İyilik,iyilik hanım.
EMİNE:Ne oldu Bey? Sende bir hal var. söyle hele, ne oldu?
MEMİŞ:Ağlamayacağına,üzülmeyeceğine söz verirsen anlatayım.
EMİNE:(telaşlıdır.)Ne oldu Bey?Yoksa,yoksa kötü bir şey mi oldu?(Memiş sessizdir.Emine,onun kolunu tutar. )Söz,ağlamayacağım,çabuk söyle!
MEMİş:Düşmanlar… .Düşmanlarımız.. .Boğazımıza sarılmaya Çanakkale ‘ye geliyorlar.Vatan,evlatlarından yardım bekliyor.
EMiNE:Öyle mi? Çok mu görmüşler mut1uluğumuzu?(Emine boynunu büker,hafifçe ağlar,gözyaşını siler.) MEMİş:Hani ağlamayacaktın,söz vermiştin?
EMiNE:Ağlamıyorum ki.. ..Ne zaman gidecekmişsiniz?
MEMİŞ: Hemen.
EMİNE:(Üzgündür )Allah,size güç versin Mehmed’im!
MEMiŞ:Elveda Eminem! Bu sevda ,başka sevda.Yurt aşkı derler buna (Duraklar) Olur da Çanakkale’den
sağ dönemezsem,bebeğim beni sorduğunda her şeyi anlat ona:Dün deden,yurt yolunda şehit olmuştu:baban da
-2-
aynı şerefli yolda şehit oldu,de.Ona vatan sevgisinin büyüklüğünü anlat.. .Anlat ki ileride o da vatanı,bay-
rağı için ölmeyi göze alabilsin.Her şeyden yüce tutabilsin vatanı.
EMİNE:Sağ salim döneceksin inşallah!
MEMİş:Benim gitme vaktim geldi.Hadi Allah’a emanet ol!
EMİNE:Dur gitme,az bekle.(Çıkar,hemen elinde küçük bir mendille gelir. Mendili Memiş”e uzatır.) MEMİŞ:Nedir bu?(Mendil çıkınını açar.Mendilin içinde küçük bir de bayrak da vardır.)
EMİNE:Bu mendil,benim namusumun ve sana bağlılığımın sembolü..(Bayrağı gösterir.) Bu bayrak yüce milletimizin,bağımsızlığımızın sembolü..Bunu düşman ayakları altında çiğnetme… ..Beni ve çocuğumuzu merak etme..Biz sabırla senin zaferle ve sağ salim köye dönmeni bekleyeceğiz.(Duygulanır)Haydi git,git artık..Bir an önce vatanın imdadına yetiş. Yolun açık olsun.
MEMİŞ:Allah senden razı olsun Hanım! Vatan, böyle analar ve kendine sadık evlatlar ister.Hoşçakal Hanım, Allah’a emanet ol! (Çıkarlar,perde kapanır.)

3.SAHNE (MUHAREBE-CEPHE)
(Cephede beş kişi. Durmuş, bir kenarda dalgın düşünmekte. Rüstem ayrı bir köşede mektup okumakta. Salih Çavuş nöbette. Deli Ali ile Memiş, karşılıklı bağdaş kurmuş, konuşmaktadır. Deli Ali’nin sol gözü sarılıdır. Efektten top tüfek sesleri gelir.) .

MEMİŞ : (Deli Ali’ye) – Gözün ağrıyor mu hala?
DELİ ALi : (Eli kalbinde) – Gözüm ağrısa ne ki,asıl yüreğim ağrıyor.Düşmanın Çanakkale’yi geçmesi ihtimalini düşündükçe, boğulur gibi oluyorum.
MEMiş : – Hangimiz olmuyoruz ki? Gözünü merak etme, iyileşirsin inşallah.
DELi ALİ : (Umursamaz) – Çift gözle arkaya bakmaktansa, tek gözle ileriye bakmak iyidir demişler. Küffar donanmasının yok olduğunu bir kere göreyim, diğer gözümü de vermeğe razıyım.
MEMiş : (Hüzünlü) – Yapma bre deli! Ulvi duygularınla eritme beni.
DURMUŞ : (Memiş’e) – Bizim deli doğru söyler be Memiş. Vatan uğruna değil bir göz, hepimiz can
vermeye geldik. Yeter ki vatan sağ olsun. Hem öyle kolay kolay vermeyiz bu toprakları. Bizi çiğnemeden bir adım öteye gidemezler. Alt cephede, Mustafa Kemal’in cephesinde çok zaiyatlar verdirilmiştir gavura.
(Patlama sesi) e
SALİH ÇAVUŞ:(Ufka bakarak) – Kefereler yine gülle yağmurunu hızlandırdı.Kim bilir kaç babayiğit şehit
oluyor her güllenin cehennem ateşinde. .
DELİ ALi : Bizim çavuş yine kitap gibi laf döşemekte. Fena mı Çavuşum? Ateş çemberinden cennete
yol açılıyor. Biz tıkandık kaldık şuracıkta.
SALiH ÇAVUŞ: – Sen sus delilerin delisi! Sana kalsa gülleye karşı çakıyla yürürsün.
DELi ALi : – Çakıyla değil çavuşum, yürekle, (sarılı gözüne elini sürer) gavurun şarapneli gözüme
değdi. Ama yüreğim sapasağlam hamdolsun. Fakat, şu beklemek yok mu? Yarasız öldürecek beni.
MEMİŞ : – Öyle deme bre deli, gözcülük vazifesindeyiz.
DELİ ALİ : – Boşversene. İşe yaramayız diye geri hizmete attılar bizi.Anzak çıkartmasında delilik
etmişim. Kumandanın emrinden önce süngüye davranmışım. Yahu ne yapacaktım? Zebellah gibi Üç Anzak tepeme dikilince, buyur aslanım, hoş sefa geldiniz mi diyecektim? Sardım kurşunu, bastım süngüyü (ayağa fırlar tüfeğine sarılır) Ben mi çağırdım sizi bre! diye bağırmışım. Dünyanın öbür ucundan vatanıma kast
etmeye gelmek var mı ha! …
MEMİş : (Pantolonundan çeker) – Çöm hele, çöm hadi, heyecanlanma.
DELİ ALİ : – Heyecanlanmamak ne mümkün yahu! Bak, Anafartalar’da Conkbayırında, Mustafa
Kemal’in kumandasındaki neferlere bak! Nasıl da vuruşuyorlar, göğüs göğüse? Harp diye buna derim ben. Bir de bize bak. Sıkışıp kaldık burada gözcülük yapacağız diye. Keşke Mustafa Kemal’in cephesinde olsaydım. Burada beklemek öldürüyor beni.
RÜSTEM : (Mektuptan başını kaldırır.) – Heey! Sessiz olun yahu, bayramda mısınız Memiş?
Kardaşlık, çek şu delinin ipini, salma üstüme.
SALİH ÇA VUŞ : (Kalkar, yanlarına gider, çöker.) – Şehitlik istediğini biliyorum. Fakat cesedin kimsenin işine yaramaz. Yaşadıkça savaşabilirsin.(Bakınır)Suyu olan var mı?
MEMİŞ : Kaç haftadır kavrulmuş süpürge tohumu yiyerek savaşıyoruz.
DELİ ALi : – Ben aç karnıma savaşmaya hazırım şikayet ettiğin şeye bak
-3-
MEMİŞ: Şikayet etmiyorum da fena susatıyor.Suyumuz da kalmadı.Sözüm ona Mehmet Onbaşı su getirecek.Bir saat oldu gideli,hala dönmedi.(Matarasını çavuşa verir.)Buyur Çavuşum,dudaklarını ıslatır hiç değilse.
SALİH ÇAVUŞ: Ver bakalım
DURMUŞ:Tüfeğini doldurur.) Bir gelen vaar!(silaha davranırlar.)Durun! Bizim Mehmet Onbaşı geliyor.
MEHMET ONBAŞI:(Sahneye girer,yanında yaralı bir İngiliz subayı vardır.Kolunu omuzundan geçirmiş,sürüklemektedir.) Herif, fena yaralanmış,inleyip duruyordu.
SALİH ÇAVUŞ:(Suyu dudaklarına götürmüşken çeker,Mehmet Onbaşı’ya uzatır.)Al,içir şunu,belki biraz kendine gelir.
MEMİŞ: Al başına bir daha! Bari su buldun mu?
MEHMET ONBAŞI:Ne gezer.(İngiliz’i yere uzatır.)Herifi o halde bulmamla sırtladım susyu muyu unuttum.
DELİ ALİ: Hey büyük Allah’ım! Bir de bana deli derler.Şu Onbaşının yaptığına bakın dostlar! Su yerine bir başbelası getirdi.
MEHMET ONBAŞI:Mızlanma bre deli!Gönlümüz elvermedi işte.(Matarayı İngiliz’in ağzuna dayar)İç lan, iç son suyumuzu!
DELİ ALİ: Oldu olacak bir de ziyafet çek bari!
MEHMET ONBAŞI:Öyle ya, doğru söylersin,belki karnı das açtır garibin.
DELİ ALİ: Hoppalaaaa!Bir de kuştüyü yatak serelim altına; belki uykusuzdur.Yahu biz mi davet ettik; buyur aslanım memleketimizi al diye?…Basın kurşunu gitsin!
SALİH ÇAVUŞ:(Geri çekilir,Deli Ali’ye İngiliz’i göstererek)Gel yap dediğini,hadi sık bir kurşun beyinciğine gebert!Hadi durma!Gözünün intikamını da almış olursun böylece
DELİ ALİ:(Tüfeğini İngiliz’in kafasına doğrultur.İngiliz korkuyla büzülür,dehşetle bakar.)Geberteceğim seni!Niye geldin lan?Niye ha?
İNGİLİZ .(Korkarak) No,no,no !
DELİ ALİ:(Tüfeğini indirir) Yapamam…Göz göre göre yardıma muhtaç birini vuramam.(Kızgın)Onlar yapıyor ama…Ben niye yapamıyorum?
SALİH ÇAVUŞ:(sırtını sıvazlar) Sen Türk oğlu Türk’sün be koçum!Yemez,yedirir:içmez,içirirsin.(Duraklar)
Yapamayacağını biliyordum.(Onbaşıya)Bir kere de ben gideceğim suya…İnşallah,bir yaralı İngiliz de benim yoluma çıkmaz!(Gülümser)Kumanda sende Mehmet Onbaşı.
DELİ ALİ :Bırak da ben gideyim Çavuşum…Belki şehitliğe bir yol bulurum.Göz açıp kapayana kadar dönerim.
RÜSTEM:(Mektubu aceleyle cebine sokup gelir.)Sıra bande,bu iş benim çavuşum…Hadi izin ver de ben gideyim!
SALİH ÇAVUŞ:Oturun oturduğunuz yerde,gözcülüğünüzü doğru dürüst yapın yeter! Ben,gideceğim.Verin mataralarınızı! (Mataraları toplar,çıkarken dönüp hepsine bakarak:)Hakkınızı helâl edin.
BİR AĞIZDAN:Helâl olsun! (Çavuş çıkar)
DELİ ALİ: Kafese tıkılmış kuş gibiyim.
DURMUŞ :(Gülerek) Kartal gibi.
DELİ ALİ :Şakanın sırası değil, kafam kaynıyor.
MEHMET ONBAŞI:Deliliğindendir.(Arkadaşlarına dönerek)Bağlayın şu deliyi de rahat edelim.(Silah sesleri artar.)
DURMUŞ:(Elini gözüne siper eder.dürbünle bakar.) Bir şeyler oluyor aşağılarda.Allah bre! Buve zırhlısı batıyor!
DELİ ALİ:(Yanına fırlar) Dünya gözüyle bir kere göreyim..(Dürbünü alır,bakar..Seyirciye dönerek)Düşman zırhlısının battığını gördüm ya, öbür gözümü kaybetsem de gam yemem.
MEHMET ONBAŞI: (Gidip bakar)Batan yalnız Buve değil arkadaşlar!Haçlı dünyasının emelleri de batıyor.
MEMİŞ:Ve Haçlı emellerinin battığı yerde bayrağımız yeniden doğuyor.Hasta Adam,soluk almaya başladı.
Osmanoğlu yeniden diriliyor.
DURMUŞ:Şu gemi Queen Elizabeth değil mi? Bu koca demir yığını kaçıyor galiba.
DELİ ALİ:Hah haaa!Tam yol tornistan etti.Gidinin kâfiri geldiğinden beter dönüyor.
MEMİŞ:(Onbaşıya) Şimdi kazandık mı biz bu cengi?
MEHMET ONBAŞI:Eli kulağındadır.(Yaralı İngiliz,sürünerek Memiş’in unuttuğu tüfeği alır,üstüste tetiğe basar,önce onbaşı vurulur.)
MEHMET ONBAŞI:Yandım Allah’ım!(düşer)
-4-
RÜSTEM:Aman Allah’ım!(düşer)
DELİ ALİ:(İngiliz’i vurur) Kahpeee! İnsanlığı öldürdün.
MEMİŞ: Alçaaak!
RÜSTEM:Çanakkale’yi geçemeyecekler,geçirtmeyeceğiz.
(Düşer,tüfeğine sımsıkı sarılır,kalır) (Müzik verilir)
(Sahneye Salih Çavuş girer,Elinde su dolu mataralar vardır.Manzarayı görünce çarpılır.Mataralar elinden düşer.)
SALİH ÇAVUŞ:Alah’ım!…(Mehmet Onbaşı’ya gider,nabzını tutar..) Ölmüş,şehit olmuş….(Sonra ümitle Rüstem’in yanına gider,nabzını tutar..sevinçle)Yaşıyor!
RÜSTEM:(Gözlerini açar,gülümsemeye çalışır)Sen misin Salih Çavuş’um?
SALİH ÇAVUŞ:Benim kardeşlik,bak,benim…..Su getirdim sana….Nereden aldım suyu biliyor musun?Mus-
tafa Kemal’in mevzisinden,onun neferlerinden aldım.
RÜSTEM:Onbaşının getirdiği İngiliz bitirdi bizi…Bundan sonra suya ihtiyacım yok…Şehadet şerbetiyle hararetim dinmekte.
SALİH ÇAVUŞ: (Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha! Cenkten kaçmak yok ha! Bu cehennem gibi yerden Cennet’e
uçmak yok ha!Darılırım bak sonra.
RÜSTEM:Kaçmak değil,göçmektir bu Salih Çavuş’um….Sağ dönersen köye,… oğlumu….o maviş gözlü ufaklığımı…benim yerime öp olur mu?
SALİH ÇAVUŞ:Olur
RÜSTEM ONBAŞI:Şehit olduğumu söyle ona..(Birden kolunu kavrar.)Vasiyetimdir Salih Çavuş’um,düşmanı Çanakkale’den kov….İngiliz kahpeliğine tosladık.Onları burdan öteye geçirme..Hadi söz ver!
SALİH ÇAVUŞ:(Gözlerini silerek)Söz sana,sözlerin en hası sana…Oğlunu göreceğim..Öpeceğim de.Ama
Çanakkale’yi birlikte savunacağız.Bu işte bizi yalnız bırakamazsın….Anladın mı kardeşlik? Köye beraber döneceğiz……Ölmek kolay,şehitlik hepten kolay…Kolayına kaçma…Bir kahpe kurşuna teslim olma.Boşuna mı sana Zaloğlu Rüstem demişiz?Tüfeğini bırakırsan namertsin be!
(Rüstem’in başı hafifçe yana düşer,ölür.)
SALİH ÇAVUŞ:(Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha!Cenkten kaçmak yok ha!Sana söylüyorum Zaloğlu Rüstem,gülsene kardeşlik!..Baksana Buve battı,Queen Elizabeth kaçıyor.Zafere yürüyoruz..Baksana ha!(Rüstem’e bakar,öldüğünü anlar,başını göğsüne çeker,kucaklar,ağlar…..)Şehidim,vatanım,her şeyim…..
(Müzik verilir.Salih Çavuş,Rüstem’i yavaşça yere uzatır.Ğöğüslerden çıkarılan iki bayrak şehitlere örtülür.Salih Çavuş,şehidin yanına oturur.Eliyle bayrağı tutarak aşağıdaki” Bayrak” şiirini bayrağımıza baka-rak okur:)

Kartal gibi duruşun
Şanıma şan katıyor.
Dalga dalga vuruşun
Canıma can katıyor
Ey zaferin hür süsü,
Seninle güzel gökler.
Şehidimin örtüsü,
Seninle coşar yürekler..
Özgürlüğü biz senden
İçeriz ,yudum yudum.
Ayrılmayız gölgenden
Seninle mutlu yurdum.
Seni gökte buldukça,
Artar şerefim,şanım.
Bu diyarlar durdukça
Yoluna kurban canım..
Gülmenin en güzeli
Sana bakarak gülmek;
Ölmenin en güzeli
Sana sarılıp ölmek…
(Salih Çavuş,yavaş yavaş kalkar;sahnenin önüne gelir.Selam durur ve yüzünde kararlı,sert bir ifade ile:)

Bugün kandan,dumandan seçilmez Çanakkale
Yer yerinden oynasa, geçilmez Çanakkale!

-SON-

belirli günlerÇanakkale savaşından göz yaşartan bir mektup

Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla Sohbet ediyor, ‘ Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu.
Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına çağırdı ve merakla sordu:
” Adın ne senin evladım?” dedi.
” Ali, komutanım” dedi.
” Nerelisin?”
” Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…”
” Peki evladım,bu kafanın hali ne?
Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?”
” Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını
da bilmiyorum.”
” Peki dedi üsteğmen. “Gidebilirisin Kınalı Ali.”
O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
” Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?”
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
” Sen söyle biz yazalım” dediler.Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
” Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin.”
Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali ” iki üç satır daha ekleteceğini” söyleyerek Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
” Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet’e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım.”
Gelibolu’da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları beşer,beşer,
Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onlarında sayıları giderek azalıyordu.
Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali’nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah’a dua ediyordu.
Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,bile,bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali’nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali’ye anne, babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna
aile adına babası yanıt veriyordu.
” Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme.”
Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra “şimdi * sana diyeceği var” diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali’nin anasının ağzından yazılmıştı şöyle diyordu anası:
” Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin.
Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler.

Bizde üç işe kına yakarlar;

1 – GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESİNE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2 – KURBANLIK KOÇA, ALLAH’A KURBAN OLSUN DIYE
3 – ASKERE GİDEN YIĞITLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE…

Gözlerinden öper, selam ederim. Allah’a emanet olun
” Ali’nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu… ”

(Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)

belirli günlerÇanakkale Savaşının Askeri Sonuçları

1. Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.

2. Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.

3. Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

4. Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

5. Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

6. Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.

7. Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.

8. Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.

9. Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.

10. Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.

11. Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti

12. Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

13. Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

14. Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.

belirli günlerÇanakkale Savaşının Siyasi Sonuçları

1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felaketiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendirmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamizmini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletleri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve İtalya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

6. Çanakkale Muharebeleri, İngiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle İngiltere’nin denizlerdeki tartışılmaz üstünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

8. Keza Avustralya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için dövüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar İzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun dövüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe dövüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Avustralya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımız 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekten Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmasında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya İmparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

Abdulgani BAĞIŞ

belirli günlerÇanakkale Savaşının Sosyo-Ekonomik Sonuçları

1. Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.

2. Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmişti.

3. Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim, Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85; Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27; Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29’u ve toplam tonajı 350.000’i bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.

4. Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kısaca denebilir ki, Çanakkale’de Türk Zaferi, iki yıl uzayan savaş boyunca Doğulu ve Batılı müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde sıkıntılar yaratmıştır. Bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemiş ve sonunda rejim değişikliğine (komünizme) kadar gidebilmiş ve böylece de Rusya’nın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.

5. Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk ulusu, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır. Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı’nda da fazlasıyla hissedilmiştir. Nitekim, 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir

belirli günlerÇanakkale Savaşlarının Kronolojisi

1 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’e, Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndaki üstün başarılar nedeniyle “Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası” verilişi.

2 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’in, Çanakkale Savaşlarında yaralanan ve sakatlanan Osmanlı askerleri için para toplayarak gönderen -Almanya’nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh’a teşekkür mektubu :”…Kaderin savurduğu her haşin darbeye bizimle katlanmakla kalmayıp bundan doğan ıstırapları da hafifletmek için akla gelen her yardımı esirgemeyen siz sadık dosta, Fevzi (Çakmak) Bey de selamlarını ve teşekkürlerini yollar.” Atatürk’ün komuta ettiği Anafartalar Grubu Komutanlığı’nın Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin (Çalışlar) Bey’in, 16.Kolordu Kurmay Başkanlığı’na atanması.

4 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’in, Anafartalar’da 4.ve 8.Tümen cephelerine giderek incelemelerde bulunması. Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın, 5.Ordu Komutanı Liman von Sanders’in -Anafartalar Grubu’ndaki yeni düzenleme ile ilgili- 29 Ağustos 1915 tarihli önerisine cevabı :”Anafartalar Grubu’nun devamını, bu grup içindeki tümenlerin şimdilik yalnız 2.ve 15.Kolorduları oluşturmasını ve Gruğ Komutanlığı’nın 16.Kolordu Komutanı Mustafa Kemal Bey tarafından yapılmasını, yüksek öneriniz üzerine uyarınca uygun gördüm.”

6 Eylül 1915:
Bulgaristan’ın Türkiye ve Almanya’nın yanında savaşa katılması.

14 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’in Bulgar Generali Petroff’un eşi Sultane Petroff’a Çanakkale’den Fransızca mektubu :”…Düşman kuvvetlerine karşı kendi istediğimiz şekilde karşı koyduk ve daha önce Arıburnu’nda benim karşımda hezimete uğrayan düşman kuvvetleri, aradan aylar geçtikten sonra bu defa da Anafartalar’da tam anlamıyla felç oldular. Generalimin, muhtemelen bunlardan haberi vardır; ama olan biteni doğrudan benden öğrenmesi, sanırım kendisini çok daha fazla memnun edecektir. General Hamilton’a ve Lord Kitchener’e ardı ardına bu başarıları elde etmeme vesile oldukları için teşekkür etmem gerektiğine inanıyorum.” Mustafa Kemal’in, 2.ve 15.Kolordu Komutanlarıyla Abdurrahman Bayırı’na gidişi.

20 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’in rahatsızlanması, Mareşal Liman von Sanders’in Anafartalar Grubu Karargahı’na gelerek, kendisine geçmiş olsun dileğinde bulunması, sonra özel doktorunu gönderişi.

23 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’in, – Almanya’nın İstanbul Elçiliği görevlilerinden- Dr.Ernest Jackh’ı çadırında kabulü ve söyledikleri :”Tam manasıyla Ruslar gibi karaya tıkıldık. Ruslar çökmeğe mahkumdurlar; çünkü Boğazları kapayarak onları Karadeniz’e tıkadım. Bu suretle, müttefiklerinden ayrı düşürdüm. Fakat biz de aynı sebep dolayısıyla yıkılmaya mahkumuz. Gerçekten biz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahillerine yerleşmiş bulunuyoruz; fakat herhangi bir okyanusa çıkmayı göze alamayız. Deniz kuvvetlerine sahip olmayan bir kara kuvveti olmak itibariyle biz, yarımadamızı, kara kuvvetlerini hiçbir tehdide uğramaksızın istediği sahile getirebilen deniz kuvvetlerine karşı savunmaya asla muktedir olamayacağız.” (Atatürk, bu görüşmenin yapıldığı günlerde rahatsızlığı nedeniyle çadırında istirahat etmektedir. Ernest Jackh, hatıralarında şu bilgileri vermektedir :”Mustafa Kemal Bey ağır surette hastaydı ve bu yüzden kendisini ziyaret için çadırına gittim. Malarya (sıtma)’ya tekrar yakalanmıştı. O kadar zayıflamıştı ki, ilkin tanıyamadım. Bununla beraber ateşli tabiatı, evvelce sık sık yaptığımız bütün gece devam eden çok sevdiği görüşmeler gibi, bizi, siyasi bir tartışmaya daldırdı.”

24 Eylül 1915:
Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın beraberinde Başkomutanlık Vekaleti Harekat Şubesi Müdürü Yarbay İsmet (İnönü) Bey olduğu halde Gelibolu’ya gelişi.

26 Eylül 1915:
Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın sabahleyin Kuzey Grubu Karagahı’na gidişi, daha sonra -Anafartalar Grubu cephesine ait- Conkbayırı’nı gezdikten sonra Gelibolu’da 5.Ordu karargahı’na dönüşü (Enver Paşa, bu inceleme gezisinde Anafartalar Grubu Karargahı’na uğramamıştır.)

27 Eylül 1915:
Mustafa Kemal’in, 5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders’e Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndan affını isteyen yazısı :”…Geçenlerde Ekselansları Başkomutan, Kuzey, Güney ve Asya Gruplarını ziyaretiyle gereği gibi onurlandırmıştır; ancak Anafartalar Grubu’nun varlığını tanımak istememekle, bizi ziyaretinin onurundan mahrum kılmıştır. …Ekselansları Başkomutan’ın şahsıma karşı beslediği duygular böylece bilinirken, orduda aynı koşullar altında hizmet vermem benim için imkansızdır. Siz Ekselanslarından beni şu andan itibaren Grup Komutanlığı’ndan istifa etmiş sayma ve şahsımla ilgili daha sonraki işlemleri tayin etme lütfunda bulunmanızı rica etmek onurunu taşımaktayım.”

30 Eylül 1915:
5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders’in Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya Mustafa Kemal’in Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndan affını isteyen deilekçe vermiş olduğunu, ancak kabul edilmemesini isteyen yazısı :”…Bu dilekçeyi destekleyemem. Çünkü Mustafa Kemal Bey’i vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdım ve takdir ettim. …Şimdilik ilişikte takdim etmediğim ayrılma dilekçesini, Ekselanslarınızın, güvenini belirtmek suretiyle reddetmek lütfunda bulunmalarını rica ediyorum.”

11 Ekim 1915:
Gelibolu Yarımadası’nın İtilaf Devletleri’nce boşaltılmasının ilk kez söz konusu oluşu

17 Ekim 1915:
Çanakkale bölgesinde General Hamilton’un komutayı General Birdwood’a devrederek cepheden ayrılışı.

26 Ekim 1915:
Mustafa Kemal’in, Başkomutanlık Vekaleti’nce 9.,11.ve 12.Tümenlerin birleşmesinden oluşacak 16.Kolordu komutanlığına atanması ve Kolordu Komutanı yetkisiyle “Anafartalar Grubu’nu yönetmekle görevlendirilmesi.

30 Ekim 1915:
Turquoise isimli Fransız denizaltı gemisinin esir edilmesi.

31 Ekim 1915:
Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın, beraberinde Ahmet İzzet Paşa, Yarbay Feldmann ve Başyaver Kazım (Orbay) Bey olmak üzere Anafartalar Grubu Karargahı’nı ziyareti, Atatürk’le görüşmesi, daha sonra at üzerinde İsmailoğlu Tepesi’ne gidilmesi.

3 Kasım 1915:
İstanbul’dan Gelibolu’ya gelen Ayan ve Mebusan Heyeti’nin Anafartalar Grubu karargahı’na giderek Mustafa Kemal’i ziyareti ve beraber cepheyi gezmeleri.

6 Kasım 1915:
Çanakkale’den geçerek Marmara’ya girmiş olan E-20 İngiliz denizaltı gemisinin esir edilmesi.

7 Kasım 1915:
İngiliz Harp Kabinesi’nin Çanakkale’yi boşaltma kararı.

10 Kasım 1915:
Fransız denizaltı gemisi Turquoise’a Enver Paşa’nın katıldığı bir törenle “Müstecip Onbaşı” adının verilmesi.

5 Aralık 1915:
Mareşal Liman von Sanders’in Anafartalar Grubu Karargahı’na gelişi ve Mustafa Kemal’e, beraberinde getirdiği hava değişimi izin yazısını vermesi.

6 Aralık 1915:
İtilaf Güçlerinin Gelibolu Yarımadası’nı boşaltma hazırlıkları.

8 Aralık 1915:
Fethi (Okyar), Dr.Bahattin Şakir ve Dr.Tevfik Rüştü (Aras) Bey’lerin akşam Atatürk’ün misafiri olarak Anafartalar Grubu Karargahı’na gelişleri. Atatürk’ün aldığı hava değişimi izni üzerine Anafartalar Grubu Komutan Vekilliğine atanan Fevzi (Çakmak) Paşa’nın Anafartalar Grubu Karargahı’na gelişi.

10 Aralık 1915:
Atatürk’ün -beraberinde misafirleri Fethi (Okyar), Bahattin Şakir ve Tevfik Rüştü (Aras) Bey’ler olmak üzere- Çanakkale’den İstanbul’a hareketi. (Atatürk İstanbul’a dönüşünü takiben Çanakkale’den izinli olarak ayrılış sebebini Salih (Bozok) Bey’e şöyle anlatmıştır :”Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını teklif etmiştim. Fakat benim bu teklifimi kabul etmediler. Bundan dolayı canım sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul’a geldim. Eğer ben orada iken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı, herhalde daha çok sıkılacaktım. Burada bulunmaklığım benim için bir talih eseridir.)

11 Aralık 1915:
Mustafa Kemal’in Çanakkale’den İstanbul’a gelişi

19-20 Aralık 1915:
İtilaf Güçlerinin, işgal ettikleri siperleri boşaltarak gece Anafartalar, Arıburnu bölgesinden gizli olarak çekilmeleri (Bu bölgedeki boşaltma son günlerde mevcut sisten de yararlanılarak gizli olarak yapılmakta idi. Ancak birlik ve malzemelerin büyük kısmını kapsayan boşaltma bu gece gerçekleştirilmiştir. İngilizler 8/9 Ocak 1916 gecesi de Seddülbahir bölgesinden çekilmişlerdir.)

8-9 Ocak 1916:
Müttefiklerin Seddülbahir’i boşaltmaları

9 Ocak 1916:
5.Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders’in -İngilizlerin Gelibolu yarımadasından çekilip gitmeleri üzerine- sabah 8.45’de Alçıtepe’den Başkomutanlık Vekaleti’ne telgrafı :”Tanrı’ya şükür Gelibolu yarımadası tamamen düşmandan temizlenmiştir. Diğer ayrıntılar ayrıca sunulacaktır.”

18 Ocak 1916:
5.Ordu Karargahı’nın, Müttefiklerin Gelibolu yarımadasını boşaltmaları üzerine Çanakkale’den Lüleburgaz’a alınması.

1 Şubat 1916:
Atatürk’e Anafartalar Grubu Komutanlığı döneminde gösterdiği üstün başarıları nedeniyle “İkinci Rütbe’den Osmani Nişanı” verilmesi.

belirli günlerÇanakkale Yiğitleri (Kompozisyon)

Gittiler ve geri dönmediler. Onlar da özlediler, hasretle hüzünle şafak saydılar. Şafak bitmedi onlar için, onların şafağı ölüme yolculuk yapıyordu. Oğullarına komutanlarının adını koydular. Üç aylık belki de üç günlük bebeklerini göremeden gittiler. Yârenleri onları beklerken onlar dönülmez yola koştular. Hepsi gençti, hepsi çocuktu. Çelik çomak oynamak için çayıra kaçan çocuklar vatan için, çomağı bırakıp cepheye koştular. Onlar bu vatanı ana gibi, baba gibi, yâr gibi sevdi. Cepheye anne kucağına, oyuna koşar gibi koştular.
Kimileri gizlice ağladı, kimileri elinde tüfek kederlendi. Çocuktu onlar korkarlardı tabi. Anneleri yoktu ki yanlarında kâbustan korkunca “evladım” diye sarılacak. Hem çok korkuyorlardı hem de cesaretleri vardı. Ölürlerse “Vatan sağ olsun.”, ölmezlerse “Ben geldim anne.” diyeceklerdi.
Şair boşuna dememiştir. “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.” Nasıl sığsın? Onca kahramanlık hikâyesi, onca geride bekleyen yaşlı göz, hangi kitaba sığar?
Hepsi, hepsi “Vatan sağ olsun.” dedi. Geri dönenler olmadı mı? Oldu. Kiminin kolu yok sarılamaz, kiminin bacağı yok sevdiğine koşamaz. Vatanın her karış toprağı için kan döken yiğitler. Borçluyuz onlara. Gençlik, çocukluk, yaşayamadıkları babalık, biz onlara bir yaşam borçluyuz. Biz olur muyduk onlar olmasa? Güle oynaya gidebilir miydik okullarımıza? Bir okulumuz bile olmazdı belki.
Hani deriz ya “Çocuk öyle her şeyi bilmez.” Onlar tahmin edemeyeceğimiz kadar bilgiliydiler. Her şeyin, üzerlerindeki sorumluluğun farkındaydılar. Sorumluluk yük değildi, çünkü sorumluluğun vatan olduğunu bilmekteydiler. Vatanı kurtarmak sorumluluk da değildi, bir borçtu ve hiçbiri borçlu gitmedi. Ne bir eksik ne bir fazla. Hepsi ödedi borcunu hiç gocunmadan. Öyle geceler geçirdiler ki cephede, sanki büyüdüler orada, bazen çocuklukları akıllarına geldi, mermileri oyuncak sandılar, bazen anneleri rüyalarına girdi. Onlar, on beş yılda büyümeyen çocuklar, iki üç ayda Çanakkale’ye yiğit oldu. Canla başla düşmana karşı ayakta durdular. Onlar hem şehit hem yiğit hem de gurur oldular.
Kolay olmasa gerek, çıkamayacağını bildiğin bir yola girmek. Çok kolay oldu onlar için, bir an, bir an olsun geri dönmeyi düşünmediler. Onlar için söylenecek çok söz var, onlar anlatılmakla bitmez.
18 Mart, yıl 1915 bir zafer var ki dillere destan, öyle analar var ki kuzusunu yitirmiş gözleri kan çanağı, öyle yârlar var ki aldığı nefes kalbine yük, öyle mezarlar var ki binlerce ve birbirinin ardı sıra, öyle bir bayrak var ki rengini seveninin kanından almış, öyle bir vatan var ki sevinsin mi üzülsün mü bilemiyor.
Vatan şehidine özlem duyarken analar kuzularına ağıt yakıyor. Âdetmiş, evlenenle asker olana kına yakılırmış. Analar evlatlarını “kuzum” diye severmiş. Kınalı kuzuların kanı deniz olup düşman üzerine döküldü, düşman feleğini şaşırdı. Bağrı yanan analar nerelere gitsin?
Bilirim bu vatan toprağının altında da üstünde de mutlusun, onurlusun ve kahramansın.
Ben ise ellerini ve ayaklarını öpmeye özlem duymaktayım. Silah tuttuğun mübarek ellerin, düşmana karşı koştuğun mübarek ayakların öpülmeyi hak ediyor. Sana kurşun sıkan düşmanın bir daha kurşununu göremesin. Şehidim, emanetin başımın tacı. Gönlün acabalara düşmesin. Bir gün seni görme şerefine erişirsem bana hesap sor. Vatanımı hatırımdan çıkardığım her saniye için.

belirli günlerÇanakkale Zaferi (Dini Konuşma)

ÇANAKKALE ZAFERİ

Muhterem Dinleyiciler!
Şanlı tarihimizdeki kahramanlık destanlarından biri de Çanakkale Zaferidir. Bu zaferin milletimizin tarihinde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu büyük olay, âdeta bu gün meydana gelmiş gibi hafızamızda taze ve canlıdır.


Çanakkale Zaferi, Birinci Dünya Savaşında kahraman askerlerimizin, cihanı hayrete düşüren bir iman ve kahramanlık destanıdır. Bu zafer, milletimizin, iman ve azminin, metanet ve gücünün açık bir göstergesidir.

Muhterem Dinleyiciler!
Çanakkale Zaferi; ırkları, renkleri ve dilleri değişik çeşitli milletlerden oluşan; haçlı ordularının Müslüman milletimizi yok etmek amacıyla karadan, denizden ve havadan üzerimize saldıran bir iman-küfür mücadelesidir.
 Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,
Cehennem olsa gelen bağrımızda söndürürüz,
Bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz.

diyerek bütün gücüyle düşmana karşı koyan milletimizin destanıdır.
Çanakkale savaşı, Yüce Rabbimizin “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın” (Bakara, 190) emrine uyarak cepheye atılan kahraman askerimizin destanıdır.
Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Çanakkale’deki askerimizin manevi gücünü şöyle anlatıyor: “Karşılıklı siperler arası sekiz metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulamayarak kâmilen şehit düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine geçiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkül ki, ölenleri görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiçbir tereddüt bile göstermiyor, sarsılmak yok!

… Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şayan-ı hayret bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.”
Çanakkale Zaferi, vatanı, bayrağı, milleti, dini ve devleti için canını Allah yolunda feda eden, böylece Allah rızasına eren şehitlerin destanıdır.
Çanakkale Zaferi, anaların biricik evladını, şefkat ve muhabbetle bağrına basıp; Oğul, seni yetiştirdim, hizmet eyle vatana
Ak sütümü helal etmem saldırmazsan düşmana

diyerek cepheye uğurladığı; oğulun da anasının elini öperek;
Hakkını helal et şefkatli ana
Canım feda olsun kutsal vatana
diyerek karşılık verdiği, cefakâr analar ile yiğit ve kahraman Mehmetçiklerin destanıdır.

 

Müslüman kardeşlerim!
Milli şairimiz Mehmet Akif in, Çanakkale şehitleri için yazdığı destansı şiirden bazı bölümler okuyarak konuşmamı tamamlamak istiyorum.
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor!
Bir hilal uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı, değer,
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi,
Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi,
Ey şehit oğlu şehit! İsteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış, duruyor Peygamber.


Bu duygu ve düşüncelerle bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize de sağlık ve sıhhat diliyorum.

belirli günlerÇanakkale Zaferi – Kahramanlık Günü (Örnek Konuşma Metni)

Sayın………


Bugün; Türk savaş tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Zaferi’nin ???.Yıldönümünü kutlamanın ve kutsal vatanımız için canlarını feda eden şehitlerimizin Şehitler Günü’nü idrak etmenin onurunu yaşamaktayız.


Çanakkale Zaferi; dünya tarihinde bir dönüm noktasının yaşandığı, güç dengelerinin değiştiği, olayların akışı üzerinde Türk Ulusunun belirleyici bir rol oynadığı, Kurtuluş Savaşımızın ilk meşalesinin tutuşturulduğu, yüce Türk ulusunun Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kahramanlık ve fedakârlığının doruk noktasına ulaştığı bir saygınlık ve azmin mücadelesi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen ve gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak isteyen düşman devletlere karşı kahraman ordumuz, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır.


Çanakkale boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, bu kez topraklarımıza karadan girmeyi denemişlerdir. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler, 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başlamışlardır. Böylesi bir günde cephanesi biten askerlerine karşı ulu önderimiz 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Atatürk -Süngü tak emrini vermiş ve yıllarca Türk ulusunun hafızasından silinmeyecek «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» sözlerini söylemiştir. Böylelikle tarihin bu en büyük siper savaşı başlamış ve uzun süren mücadeleler sonrası parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitmek zorunda kalmıştır. Savaşta şehit olmayı en büyük rütbe sayan bir millete karşı kim durabilir? Duramadılar ve geldikleri gibi gittiler.


Türk Ordusu’nun Çanakkale’de vermiş olduğu bu büyük mücadele; sadece dünya tarihi üzerinde yarattığı büyük etkiyle değil, Türk savaş sanatının uygulanış tarzı, başta Büyük Önder Atatürk olmak üzere, kanlı mücadelede ön plana çıkardığı kahramanlar ve askeri dehalar, Türk askerinin doğasında bulunan insani değerlerin savaş sahasında tezahürü bakımlarından da dünya savaş tarihinde örneği olmayan bir olaydır.
Düşmeyen sancak 57. Alay’ı, sessiz gecenin kahramanı Nusret Mayın Gemisi’ni, gizli darbenin başrol oyuncusu Mesudiye Zırhlısı’nı, Conkbayırı’ndaki şanlı direnişi, insanlığın savaşı yendiği Gelibolu’yu, efsaneleşen Koca Seyit’i, cesur yürek Yahya Çavuş’u, küçük kahraman Aleko’yu ve Kınalı Ali’yi kim tarih sahnesinden silebilir ki! 


Çanakkale Zaferi, vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı söz konusu olduğunda, Türk milletinin neleri başarabileceğinin en güzel kanıtıdır. Çanakkale utançla yaşamak yerine onurla ölmeyi tercih edenlerin savaşıdır. Çanakkale, dualarla atılan her adımda inancın ispatı bağımsızlık sevdasının yaşanmış gerçekliğidir. Çanakkale Savaşı, Türk evlatlarının inançla, imanla; kol kola, göğüs göğse sergiledikleri bir var oluş mücadelesidir. Çanakkale Zaferi, kahraman askerlerimizin, cihanı hayrete düşüren bir îman ve kahramanlık destanıdır.


Çanakkale Zaferi ile birlikte, Şehitler Günü olarak da kutladığımız bu anlamlı zafer gününde, kutsal vatan topraklarını canları pahasına koruyarak şehitlik onuruna erişen aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla hatırlıyoruz.


Aziz şehitlerimiz yattıkları yerlerde şunu hissetmelidirler ki; temiz kanlarıyla suladıkları kutsal vatan toprakları, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türk Gençliği ve tüm Türk ulusu tarafından en kutsal emanet olarak muhafaza edilecektir. Bu duygularla, bizlere bu büyük zaferin gururunu armağan eden, başta Ebedi Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları olmak üzere; bu mücadeleye iştirak eden Türk ordusunun kahraman mensuplarını, onu her şeyiyle destekleyen aziz Türk ulusunu ve vatanları uğruna hayatlarını feda eden bütün şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, ruhlarınız şad olsun diyorum…

 

belirli günlerÇanakkale Zaferi hakkında genel bilgi

Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir.
Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul’a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada’dan Boğaz’ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz’a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on’u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzil­li bir bombardımana girişti. Boğaz’a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.
İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlar­dı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan­mayla Boğaz’a saldıracağını, yakında İstanbul’da olacağını Londra’ya bildir­di.
Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz’a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz’a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz’daki mayın sayısı on bir hat olarak 400’ü aşmıştı.
18 Mart 1915
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı’na girdi.
Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.
İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.
İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz’ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos’a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atış­larıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:
«insan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun­ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»
Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren’e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.
«Saat 13.45’de Suffren’in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla­mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»
Türk tabyaları, Boğaz’ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralan­dı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı denizden aşamadılar. Büyük kayıp­lar vererek : Çanakkale Boğazı’nın geçilemeyeceğini öğrendiler.
İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı­yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir’den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders’in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.
Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal’in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen’de Conkbayır’da, savaştı. Cephanesi biten askerlere :

– Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;

– «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır’a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı’nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal’in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı.
Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar’dır. 19 – 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8-9 Ocak’ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.
Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.
Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kaynağı oldu.
Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir

 

belirli günlerÇanakkale Zaferi örnek konuşma metni

Sevgili Arkadaşlar!
Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde, Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.
Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914 de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915 de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı Ordusunun karşı ateşi ile, tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.
Çanakkale boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler, 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalar’a yapılan çıkarma harekatını, Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında, yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.
Sevgili Arkadaşlar! Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.
Umarım, bir daha böyle bir savaş yaşamak zorunda kalmayız!

 

belirli günlerÇanakkale Zaferi Ve Şehitlerini Anma Töreni Program Sunumu

…OKULU ÇANAKKALE  ZAFERİ  VE  ŞEHİTLERİNİ ANMA TÖRENİ PROGRAM SUNUMU
Sayın müdürüm
Kıymetli öğretmenlerim
Sevgili arkadaşlar
“ Türkler, Çanakkale’yi zorlayan, çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısında âdete bir kale gibi dikilmiştir.” İşte bizler bugün bu okulu ve yüce zaferin mimarlarını ancak, kazandıkları şanlı zaferi bir kez daha kutlayacağız. Bizler bugünleri yıllar öncesinden kazanan atalarımıza çok şeyler borçluyuz. Hepsini saygıyla anıyoruz.
Çanakkale Savaşı sırasında  “ Ben size savaşmayı değil, ölmeyi  emrediyorum .” diyerek askerlerini şahlandıran Mustafa Kemal Atatürk  ile Çanakkale ‘de  vatanı ve namusu için savaşıp şehit olmuş  askerlerimiz ve geride kalanla için  bir dakikalık saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşımızı okumaya davet ediyorum.
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir
Eğilde kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir 


Şimdi okulumuz öğrencilerinden ??? sınıfından ?????????? ‘u yazısını okumak üzere kürsüye davet ediyorum.
İnletsin top sesleri yeri göğü ne çıkar?
Zaferle noktalandı bu bütün bu saldırılar
Mehmetçikteki inancı komutanında deha,
Süngüler zafer yazdı kan ile yıldızlar!


“ Çanakkale Destanını “ okumak üzere okulumuz öğrencilerinden ???  sınıfından ????????  ‘ü kürsüye davet ediyorum.
Saldırdı Mehmetçikler, Allah Allah diyerek,
Mermisi tükenince, süngüsü çekerek
Boğaz da tarih yazdı, kendi de tarih oldu,
Savaşın düşman bile, Mehmet ‘e saygı duydu!


Okulumuz öğrencilerinden ??? sınıfından ??????? ‘i kürsüye davet ediyorum.
Gülmeyiniz ey düşmanlar,
Çanakkale geçilmez
Bekler nice kahramanlar
Çanakkale geçilmez 


Okulumuz öğrencilerinden ???? sınıfından ?????  şiirlerini okumak üzere kürsüye davet ediyorum.
“ Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”


Okulumuz öğrencilerinden ????????? ‘u şiirlerini okumak üzere kürsüye davet ediyorum.
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı bir yahut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.


???? sınıfından  ?????  “ 18 Mart Çanakkale “ şiirini okuması için kürsüye davet ediyorum.
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe erenlerindir.


Okulumuz öğrencilerinden ????? sınıfından ???????  ‘i “ Çanakkale Geçilmez “ adlı şiiri okumaları için kürsüye davet ediyorum.
Neden ağlıyorsun
Çanakkale
Gölgende mi saklandı düşman
Yoksa mavi denizine mi sızdı gemiler
Neden ağlıyorsun Çanakkale…


“ Vatan “ adlı şiiri okuması için ???? sınıfından ?????? ‘yi  kürsüye davet ediyorum.
Bilmiyorum dönmedi Mehmetler
Yoksa yamacında mı vuruldu bu şanlı şehitler
Tarihler seni yazdı Çanakkale de; yağmur gibi yağarken
Üstüne mermiler
Sevenler mi ayrıldı batarken tek tek gemiler
Yetim mi kaldı yoksa bebeler
Söyle neden ağlıyorsun Çanakkale 


Okulumuz öğrencilerinden ???????  “ Çanakkale Şehitlerini “ okumak üzere kürsüye davet ediyorum.
Kıymetli öğretmenlerim;
Sevgili arkadaşlar
Hazırlamış olduğumuz program burada sona ermiştir. Emeği geçen öğretmenlerimize ve öğrenci arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

 

belirli günlerÇanakkale Zaferini Kutlama Programında Kullanılmak Üzere Şiir Korosu

Çanakkale Zaferini Kutlama Programında Kullanılmak Üzere Şiir Korosu

ÇANAKKALE DESTANI
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyoooom düşmana karşı
Oooof gençliğim eyvah…..
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Oooof gençliğim eyvah…..

DERYA
Çanakkale,
Asırlara uzanır yolculuğun.
Gecenin karanlığında suları yaran sal,
İçinde kırk yiğidi Süleyman Paşa’nın…
Ve Sarı Saltuk,Evronos Bey,Gazi Fazıl.
İşte senin gerçek tarihin böyle başlar.

KORO:
Giriş kapısı Anadolu’mun,
Geçiş kapısı Avrupa’nın.
Sensin tapusu yurdumun.
İlk defa seninle tanıdı Türk’ü,
Son defa sende öğrendi,
Seni ve beni unutamaz Avrupa.

DERYA
Mavi denizlerinde hür martıların
Oynaşırdı uzun asılarda.
Huzur içinde yatardı denizine karşı
Bolayır’da Süleyman Paşa.
Uzak iklimlerden gelen gemileri,
Selamlardı,gemiler Bolayır’ı.

HASAN
Ezine’de Ahi Yunus,

DUYGU
Kaşıkcı Baba Kilitbahir ‘de,

KORO:
Gelibolu’yu bekleyen gönül erleridir.

DERYA
Huzur , sükunet ister gönül erleri.
Yatışları denize karşı,
Gözlemek içindir gemileri.
KORO:
Ey güzel toprak,bedenimsin,tenimsin.
Seninle kucaklaşan erlerinle:
BENİMSİN,BENİMSİN,BENİMSİN…

DERYA
Giriş kapısı sensin Marmara’nın
Sen Anadolu’sun,Rumeli’sin.
Sana evlat bağışlayan her ilisin.
Kastamonu,Van,Kırklareli’sin…
Kısacası sen : Türkeli’sin

KORO:
Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi yatanlarındır.
Bir tarih boyunca onun uğrunda,
Kendini tarihe verenlerindir.

DERYA
Yıl 1914…………
Kaynamada bütün Avrupa.
Barut kokusu gelmede dört yandan
Yeryüzü kaynamada;

KORO:
ATEŞ,ÖLÜM,KAN……….

DERYA
Hamılton karar vermiş:Şu boğazların
Sahibi olacakmış,bugün değilse yarın…

KORO
Geçip Çanakkale’den hesapları
İstanbul’u almak ister İngiliz cenapları…
Sonra:Hasta Adam’ın
Mirasını, bölüşmekmiş hülyaları…

DERYA
Fakat bu hesapta aldanmada hesapsızlar.
Her hasta mutlaka ölmez.
Türk’ü öldü sanmada soysuzlar.
Daha dün Türk’tü efendisi
Ne çabuk unutmada insan hafızası.

KORO:
Son rütbemizdi şahadet
Ölümden yoktur korkumuz
Birlik olur ölümüz,dirimiz
Çelikten bir orduya
Bedeldir ırkımız…

BİRLİKTE
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım .
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış ?Şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim ,bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları enginlere sığmam ,taşarım.

DERYA
Her bucaktan mantar gibi
Bitiyor çelik ordular.
Denizden gökten topa tutuyordular
Koç yiğitler,aç toprakları
Durmadan doyuruyordular.

KORO:
Yurda olurken göğsümüz siper,
Sırtlan gibi bağırıyor gemiler.
Sanki boşaltmada içindeki ateşi,
Bunlar mı Avrupalı,bunlar mı medeni?

DERYA
Ve birden saldırıyor , o aslan Mehmetcik…
Fırtına yaratırken havada mermiler,
Ok gibi fırlamada siperden her nefer.
Bir adım gerilemiyor yerinden
Kahraman Türk askeri.

KORO:
Adım atamaz siperden öteye düşman
Ölmeden en son kahraman.

BİRLİKTE
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun,korkma.Nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.

DERYA
Birbirine karıştı varlıkla yokluk.
Çelik zırhlılarla iman dolu göğüsler.
Ölen ölür, kalanınsa, kanı göğsünü süsler.
Bire beş, beşe on gelmede düşman.
Ortada zaferden eser yok, geride kalan mı?

KORO:
ÖLÜM!ÖLÜM!ÖLÜM!…ŞEHİTLER….Ve bir de kan

KORO:
Bayrakları bayrak yapan üstünde ki kandır.
Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır.

DERYA
Yaralı bir asker gibi saldırıyor Mehmetcik
Bakmıyor düşmanın sayısına…

KORO:
O’nu siperden sipere uçuran iman var.

DERYA
Hamilton haykırıyor:
Ölün,dönmeyin geri
“Yetişin bittik!”diye yalvarıyor telsizler.
Tükenenin yerine yenisi yükleniyor
Her yüklenişte düşman yeniden ümitleniyor.

DERYA
Mehmetcik ise azaldıkça yeniden bileniyor
Topları susturuyor”Allah Allah” narası.
Kandan başı dönüyor çarpışanların.
Durmazsa bu akın,duracak hayat yarın.

KORO:
Toz yerine uçuyor kollar,başlar , bacaklar.
Son ümitle son defa saldırıyor Anzaklar…
Uğrattık anzakları süngümüzle bozguna.
İlk günüde mıhlandı düşman Arıburnu’na

BİRLİKTE
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın.
Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir belki yarın , belki yarından da yakın

DERYA
Durur mu düşman,
Bir daha , bir daha deneyecek şansını.
Kendi ateşe dokunmuyor nasıl olsa,
Taa Hint’ten , Kanada’dan getirmiş maşasını.

KORO:
Harp şiddetlendi,yeniden saldırıyor,gök,deniz…
Sağlar yetişmeyecek, ölüler!diriliniz…
ATATÜRK:
BEN SİZE TAARRUZU DEĞİL,ÖLMEYİ EMREDİYORUM.

DERYA
Böyle emrediyordu Mustafa Kemal , erlerine
Hepsi gülerek koştu ölüm siperlerine.
KORO
Başka hangi milletin komutanı askerine,
Ölmeyi emreder savaşmak yerine.
Aslında ölmek esarettir Türk askerine,
Yaşamaksa , destanlar yaratmaktır kaderine.

DERYA
Ezineli Yahya Çavuş derlerdi ona.
Çiftini, çubuğunu vatan,namus bilir,
Bir de Allah’ı tanırdı.
O’na Fransız,İngiliz dendi mi
Kendi gibi insanoğlu sanırdı.

KORO
İşte 25 Nisan 1915,
Seddülbahir Köyü’ndeyiz
Altı taburla çıktı kıyıya İngiliz…

DERYA
Ezineli Yahya Çavuşa bir siper verdiler.
Etten kemikten bir hisar oldu düşmana.
Altı düşman taburunu on saat
Kıyıda tuttu altmışüç adsız kahramanla

KORO
“Dur bakalım!”dedi Yahya Çavuş.
Ne öyle aceleniz?
Ordumuza zaman gerek…
Ne kadar geç düşersek toprağa,
O kadar pahalı olur canımız…

DERYA
Bugün aynı siperde bir abide…
Altmışüç şehitten on sekizi
Yazılı bir yüzünde.
Öbür yüzünde de:

KORO:
Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular.
Düşman ,tümen sanırdı bu şahane erleri.
Allah’ı arzu ettiler,akşama kavuştular.

DERYA:
Bu kahramanlık destanından kalan,
İşte hepsi bu kadar…

BİRLİKTE
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme ,tanı!
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun,incitme yazıktır atanı.
Verme , dünyaları alsanda bu cennet vatanı.
DERYA
Ben Mehmet oğlu Seyit’im.
Namus borcumu ödemektir niyetim.
Canımdır bu borçta en son diyetim.
Denizden kuduran ateş cehenneminde
Ödedi diyetini arkadaşlarım , sıra bende.
Daha ne olduğunu anlamadan topun dibinde
İlişti gözüme ikiyüzonbeş okkalık mermi
Canı çıkmadan koçyiğidin
Vatana borcu biter mi?
“Bismillah “ dedim ta yürekten
Sürdüm namluya birincisini.
Sıyırdı geçti Ocean’ı direkten.
Peşinden ikinci mermiyi gönderdim hedefe,
Hakk için atış üçtür diye.
Üçüncü mermi elimde, namlu da hedefte.

KORO:ŞİMDİ OĞŞIN SULARIN DİBİNDE BEKLEMEKTE…

BİRLİKTE
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak ,toprağı sıksan, şüheda.
Canı,cananı, bütün varımı alsında Hüda.
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

KORO
Sevinçle tırmanıyor düşman Conkbayır’ını,
Sanır ki kimse durduramaz bu akını.
Uçarak bir hamlede fundalıklı sırtlardan,
Tam vaktinde yetişti,
“MUSTAFA KEMAL” adlı yüce kahraman.
Yıldırım sedasıyla dedi

DOĞAN
: – Eşsiz çocuklar!
Önünüzde, biliniz mutlak ölüm var.
Doymayan topraklara akıtıp temiz kanımızı,
Mutlaka kurtaracağız vatanımızı.-

DERYA
Üstünlüğü vermeyiz hiçbir savaşımızda.
Öndeyiz, Mustafa Kemal durdukça başımızda.
Gözleri ufku kollar, parmakları enginde,
Arzın göğsü kabarır, O varken üstünde.
Güneş daha kaç kere aydınlatsa cihanı,
Bir kahraman millet ki bu, yazılmaz destanı.

KORO:
“Boğaz’da ölenlerin torunuyum.” Demek yeter.
Rabbim, bu kıyıma sebep olanlara tufanlar gönder.

HASAN
SUSUN!….. DİNLEYİN, KONUŞUYOR ŞEHİTLER:

KORO:
-Niçin, kim için öldük?…

DERYA
Zulmün topu var, güllesi var, kalesi varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa,
Sönmez ebedi her gecenin gündüzü vardır.

KORO:
-Millet yoludur, Hak yoludur, tuttuğumuz yol;
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa……. Var ol!

BİRLİKTE
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ ÖNÜNDE EĞİLMEDEN.

DERYA
Heybetli ordulara mezar oldu bu toprak.
Artık Çanakkale’ye kimse saldırmayacak.

KORO:
Çanakkale!  şehitler toprağı!
Son savaşta vatanın,
İkiyüzellibini koynundadır.
Gencecik fidanları,dalı,yaprağı…
Sana destanlar gerek,tarihin görmediği
Destanlar gerek,yakılmaz ağıt.
Destanına ancak denizler olmalı kağıt.
Çanakkale,ey aziz vatan!
Erlerinin nöbetinde…
Sonsuza kadar Türk yurdu kalacaksın.
Nesilden nesile hep sen anlatılacaksın.
Bizimle birlikte zafer türkülerine katılacaksın

BİRLİKTE
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal;
Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlal.
HAKKIDIR HÜR YAŞAMIŞ BAYRAĞIMIN HÜRRİYET,
HAKKIDIR HAKK’A TAPAN MİLLETİMİN İSTİKLAL.

S O N

 

belirli günlerÇanakkale Zaferinin ?.Yıl Dönümü ve Şehitleri Anma Günü Programı

 ÇANAKKALE ZAFERİNİN ?.YIL DÖNÜMÜ VE ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ PROGRAMI
Semalarda dalgalanıp çırpınan
Canım feda ay yıldızın uğruna
Şehidimin tabutuna örtülen
Bu can feda bayrağımın uğruna
Görkeminden hep iftihar ettiğim
Al rengine al kanımı verdiğim
Bir namus misali saygı duyduğum
Bu can feda Ayyıldız’ın uğruna


Değerli Okul Müdürüm, kıymetli öğretmenlerim sevgili arkadaşlar…
Bugün burada, kendilerini dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olarak görüp İstanbul’a bir günde gireceklerini sananları dize getirerek bir ulusun maddi üstünlükle asla yenilemeyeceğini bütün dünyaya anlattığımız Çanakkale zaferinin yıl dönümü anmak üzere toplanmış bulunmaktayız.   


Saygı duruşu ve İstiklal Marşı için ????????????? öğretmenimizi buraya davet ediyorum…

        Çanakkale Savaşlar yalnız Türk tarihi için değil, insanlık tarihi için de örnek bir savunmadır. Bu savunmanın en güçlü silahı da vatanseverlik ve hürriyet aşkıdır. Bunun için Ulu önderimiz M. Kemal Atatürk “ Yurtsever ve hürriyet aşığı milletler için, Istırap anları ve bu ıstırabın amilleri, ibret alıp tetikte bulunmak için daima hatırlanmalıdır “ diyor.

        Günün anlam ve önemini belirtmesi için okulumuz Sosyal Bilgiler öğretmeni ???????? buraya davet ediyoruz.

Çınlasın kulaklarda Çanakkale Zaferi
Zaferi zaferle tut çalış hiç kalma geri
Hedefin yükseliştir Ey Türk Genci ileri
Bir cennete dönmeli bu vatanın her yeri

       Şimdi ???? Sınıfı öğrencilerinden ???????? ” Çanakkale” Adlı şiiri okuyacaktır.

Düşman sevinçle karaya tırmanıyor
Şimdilik sessiz siperlere
Yürürken sevinçle, azametle
Sahipsiz köy buldum sanıyor.


???? Sınıfı öğrencilerinden   “Çanakkale Zaferi” adlı  oratoryoyu dinleyeceksiniz..


Sessiz sessiz uyurken böyle kabrinizde siz
Bilmem ki borcumuzu ödeyebilir miyiz?
Kainat güllerini yastık yapsak da yine
Eminim ki az gelir bir vatan şehidine
Göz dikemez yabanın ne haydudu ne kurdu
Dünya yıkılmadıkça çiğnetmeyiz bu yurdu
Boşa gitmiş değildir çektiğiniz zahmetler
Siz müsterih uyuyun aziz ruhlu şehitler.

       ???? Sınıfı öğrencilerinden ???? “BU VATAN KİMİN” adlı şiirini  okuyacak.


Çanakkale’ye mağrur gelip mağlup dönen İngiliz başkumandanı general Hamiltın İngiltere Harbiye Başkanlığına, şu telgrafı çekmek zorunda kalmıştı “Niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim : Çok cesur muharebe eden, en iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Katiyetle söylüyorum ki Çanakkale geçilmez


……………… sınıfı öğrencilerinden ………….   “ Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirini okuyacaktır.

Ölüm niçin sevilmesin,
Cennet gibi vatan için
Can nedir ki verilmesin
Cennet gibi vatan için


Şimdi okulumuz öğrencilerinden “Çanakkale İçinde Vurdular Beni” adlı türküyü dinleyeceksiniz


Ulaşmış Allah’a aziz şehitler
Allah Allah diyor şanlı yiğitler
Toplar kan kusuyor, kişniyor atlar
Türk destan yazıyor Çanakkale’de
 


Şimdi ???? Sınıfı öğrencilerinin hazırlamış olduğu “uğurlar ola” adlı skeci izleyeceksiniz.


Şehadet şehidin son nefesinde
Ölüm emri Kemal’in sesinde
Bayrak gelin olmuş yatar düşünde
Türk destan yazıyor Çanakkale’de
Tekbirle Tanrıya açılmış eller
Ali, Hasan, Mustafa Kemaller
Türkü çağırıyor gönülden diller
Türk destan yazıyor Çanakkale’de

 Çanakkale şehitlerini anma amacıyla hazırlamış olduğumuz program burada sona ermiştir. Bizleri büyük bir heyecan ve zevkle dinlediniz için teşekkürler. Bütün şehitlerimizin ruhu şad, mekânı cennet olsun

 

belirli günlerDirilişin Destanıdır Çanakkale Ruhu (Kompozisyon)

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
  Toprak, eğer uğruna ölen varsa vatandır.”
Çanakkale içinde aynalı çarşı, ana ben giderim düşmana karşı, ezgisinin namelerini işitir de Anadolu anası kendi elleriyle kınalayarak şah diyarına, namus diyarına, şehitler diyarına, Gelibolu’ya gönderdiği ciğerparesini hatırlayıp efkârlarını sinesine sindirerek “Of, Of!” diye biten nakaratı gönlünün olanca harıyla dudaklarından döküvermez ki.
“Yüreklerimizde sıcaklığını hâlâ hissettiğimiz Çanakkale Harbi, kan deryasında duruluş destanıdır. Çanakkale Harbi, devleri devirerek devleşen kınalı koç yiğitlerin harman oluşudur. Çanakkale Harbi, toprağın yanışı, zamanın donuşudur. Çanakkale Harbi bu toprağın bedelinin körpecik bedenlerin kanlarıyla ödenerek vatan edilişidir. Çanakkale Harbi bu asil milletin, millet olma vasfını tarihe altın harflerle yazdırışıdır. Çanakkale Harbi, Çanakkale ruhunun nakış nakış, motif motif şehit kanlarıyla arşa yükselişidir. Çanakkale Harbi benliğinden ve kimliğinden koparılmaya, başkalaştırılmaya çalışılan ve bu yolla özgürlüğüne vurulmak istenen esaret zincirlerine karşı Anadolu’nun millî direncinin şahlanışıdır. Çanakkale Harbi Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür.” Milletlerin geçmişte yaşadıkları başarılarından gurur duyma ve övünme hakları başarısızlıklarındansa ders çıkarma vazifeleri vardır. Tabi bunu yapabilmek için de onları unutmayıp daima hatırlamak ve anma vazifeleri de. Çünkü bu büyük zaferi kazanan ve dünya tarihinin tek gerçek destanını yazan Çanakkale ruhunun gelecek nesillere aktarılması kutsal bir mirastır. Çanakkale ruhu bu millete her zaman lazım olacak manevi bir güç maddi bir kuvvet kaynağıdır. Çanakkale savaşının temellerine indiğimizi düşünürsek batılıların tarihin babası dedikleri İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’nin şu sözleri Çanakkale Harbi’nin de temelini oluşturmaktadır. “Şayet tarih sahnesinden, Osmanlı’yı çekip alırsanız geriye ne kalır? Osmanlı olmasaydı bugün Kuzey Afrika, Balkanlar, Kafkaslar’ın batısı, Anadolu ve tabi Kudüs ve Constantinopolis Hristiyan ülkesi olacaktı. Ortadoğu ise İslamiyet adacıkları hâlinde azınlık dini olarak kalacaktı.” Çanakkale Harbi’nin özeti aslında işte bu birkaç cümle içinde saklıdır. Bu cümleler Çanakkale Harbi’nin de özetidir. Avrupa tarihi babasının bu ifadesi bize Çanakkale Harbinin daha 1071 yılında başladığını ve Osmanlı cihan devletinin yirmi dört milyon metre kareye ulaşması üzerine ise ebedi bir kin hâlini aldığını anlatmaktadır.
Bu savaş bu milletin birlik ve beraberliğinin zirvesi, onların ise bin yıllık hayallerinin yıkılışıdır. Batılıların hayallerine en çok yaklaştığı bir sırada hedeflerini şaşırtan ve yakın şey ise bu asil milleti iyi tanıyamamaları ve Çanakkale ruhunu hesaba katamamalarıdır. İşte bu yüzden bizlerin Çanakkale Harbi’ni diri ve güçlü tutmamız gerekir. Dün o destan diyarında omuz omuza harp ederken akan aziz kanları birbirine karışıp kan kardeşi olan ve bugün hâlâ orda şehitliklerde yan yana yatan Diyarbakırlı Abdülkadir ile Denizlili Yusuf gibi, Mardinli Şehmuz’la, Vanlı İsmail gibi yaparak birlik ve beraberliğimizi yani Çanakkale ruhunu muhafaza etmemiz gerekir.
Çanakkale ruhu bu gücü ve enerjiyi nerden alıyordu? Onun kaynağı da milletimizin 5000 yıllık kültürü, örf, adet, gelenek ve inanç sistemidir. Bu milletin 5000 senede geliştirip olgunlaştırdığı ortak değerleridir. Mehmetçiğimizin arkasındaki bu gerçek gücü, onu yenilmez yapan gücü düşmanları da anlamış ve şahit olmuşlardı.
Bu milletin atası, ortak değerleri için, bizim canımız için kendi canını yarışırcasına veren bir atadır. Arkadaşlık dayanışması ve insan hakkına, hukukuna saygıda Çanakkale ruhunun temel taşlarındandır. O gün düğüne gider gibi körpecik vücutlarını seve seve kefensiz toprağa teslim eden bu bayrağın ve bu vatanın bedelini canlarıyla ödeyerek bize emanet eden dedelerimizin bugün bizden beklediği bu şuur ve uyanıklıktır.
Çanakkale ruhuna biraz daha yaklaşalım. Bu savaşta çocuklar da vardı. Lise talebeleri, üniversite ve medrese talebeleri, çelik çomak oynama çağındaki çocuklar bile bu vatan ve bayrak için ne bedeller ödediler. Bilecik İstasyonu’ndan kalkmak üzere olan kara trene gözü yaşlı analardan bir tanesi oğluna şu öğüdü veriyordu: “Hadi git Hüseyin’im, hadi git. Ama eğer bayrağımız göklerden inecekse, eğer minarelerden ezanlar susacaksa, eğer camilerin kandilleri sönecekse, eğer namusumuza yad eli değecekse öl de gelme Hüseyin’im. Gözüm görmesin seni. Sakın buralara dönme.” Canının son yongasını cepheye ölümün üzerine gönderen gözü yaşlı bu ananın söylediği bu soğukkanlı nasihat gibi sözleriyle aslında köprüleri yakan ve gemileri batıran o titrek sesinin içinde Çanakkale ruhu yankılanmaktadır. Evladına bir tek seçenek sunan annenin dudaklarından dökülen kelimelerin içinde gizlidir Çanakkale ruhu. Çanakkale ruhu bayrağını, ezanını, Kuran’ını, namusunu evladına tercih ettiren işte bu asil ruhtur.
Çanakkale savaşı diğer savaşlar gibi sıradan bir savaş değil, bu milletin var olma savaşıdır. Bu savaş Çanakkale ruhunun şahlanışıdır. Bu savaş Anadolu’nun ve bu sebeple de bütün Türk ve İslam dünyasının kapısının anahtarının kıyamete kadar bu millette olacağının ifadesidir. Bu savaş, hâli kurtarmıştır ve bu toprakları, vatanı ebedi yapmıştır.
Bu savaş, bu asil milletin hep beraber “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” diye haykırdığı savaştır.

belirli günlerFransız General Guro’nun Hatırası

Bir Fransız General’in itirafı şöyledir:
1930 yılında Fransızlara ait bir anıt mezarın açılışına katılan Fransız Generali Guro, şehit Türk askerlerinin kabirlerini de ziyaret etmeden geçemez. Etrafındaki çoğu Fransız topluluğa, o esnada şu şahit olduğu olayı anlatır:
“Efendiler!
Sizlere hafızamda hâlâ taptaze kalan canlı bir hatıramı nakletmek istiyorum. Türk askeri, dünyada eşine ender rastlanan özelliklere sahiptir.
Dinleyiniz!
Bir sabah vakti günün ilk ışıklarıyla birlikte Türklerle süngü harbine başlamıştık. Türkler çok mahir ve cesur dövüşüyorlardı. Onlarla başa çıkmak mümkün gözükmüyordu. Akşamın geç saatlerine kadar süren çarpışmalardan sonra, yaralıları toplamak üzere karşılıklı bir anlaşma yaptık.
Yaralılar toplanırken ben de harp sahasına gelmiştim. O karışık hengamede gördüğüm bir manzarayı, her şeyi bir kenara bırakarak büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla seyre koyulmaktan kendimi alamadım. Şöyle ki:
Bir Türk askeri kendi yaralarına yerden aldığı toprakları basarken, kucağına yasladığı başka bir askerin yaralarına da, gömleğinden yırttığı parçaları sarıyordu…
Efendiler!
Bu fedakar, kahraman ve asil Türk askerinin kucağındaki yaralı kim di biliyor musunuz? Sözlerini hıçkırıklarla sürdüren general, gözyaşlarını mendiliyle silerek, heyecanlı bir ses tonuyla, o Türk yiğidinin kucağındaki yaralı asker, bir Fransız, evet bir Fransız askeriydi!” diye haykırdı.
Bu olay dolayısıyla çok duygulanan Fransız General, yere çöküp bir süre daha gözyaşlarını akıttı.”

belirli günlerGeneral Hamilton’un yazısı

Çanakkale Savaşlarında 253.000 şehit veren Türk milleti onurunu, İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in, askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri savaşların kaderinin değişmesinde önemli rol oynamıştır.
Çanakkale İngiliz Başkomutanı General Hamilton, İngiltere Harbiye Başkanlığına yazdığı yazıda Mustafa Kemal’in yüce komutanlığını şöyle övmektedir :
“İngiltere Harbiye Başkanlığına, niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim : Çok cesur muharebe eden, en iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.”

General Hamilton
Çanakkale İngiliz Başkomutanı
17.08.1915

belirli günlerHavranlı Seyit Onbaşıyı Bilirmisiniz?

seyit onbaşıHavran, Marmara Bölgesi’nin Güney Marmara Bölgesi içinde Balıkesir İline bağlı bir ilçedir.

Doğusu İvrindi ilçesi, Batısı Edremit ve Burhaniye ilçeleri, Kuzeyi Yenice İlçesi ve Güneyi Burhaniye ve İvrindi ilçeleri ile çevrelenmiştir. Deniz seviyesinden yüksekliği 33 metredir.
 Osmanlı belgelerinde Havran bölgesi; “Viraneli” şeklinde geçer. Daha sonraları onarılarak güzelleştirilen şehre ‘Huriler Diyarı’ anlamına gelen Havran ismi verilmiştir.

 

İlçede zeytinlikler geniş alana yayılır. Ayrıca pamuk, baklagil ve tahıl tarımı da yapılmaktadır. Arıcılık ile Meyvecilik özellikle nar, erik, incir ve narenciye yetiştiriciliği ile sebzecilik oldukça gelişmiştir.

 

Bu yazımızda Havran; coğrafi bakımdan ve tarihi bakımdan nedir, ne değildir araştırma yapacak değiliz. Bizi ilgilendiren ve yazmamıza ilham kaynağı olan; içinden yetişmiş kahramanlardan Seyit.

 

Kimdir bu Seyit?

Kısaca şöyle sıralayabiliriz kim olduğunu.

Yağmur gibi kurşunların, bombaların ve şarapnellerin altında “ölürsem şehit, kalırsam gazi” olurum duygusuyla Bedr’in aslanları gibi dövüşen er kişidir Seyit.

 

276 kiloluk üç adet mermiyi her defasında “Ya Allah Bismillah” diyerek topun namlusuna süren kişidir Seyit.

 

Şairin “Kimi Hindu, kimi yamyam kimi bilmem ne bela” dediği düşman sürülerinin zırhlılarını parçalayıp durduran; durdurmakla kalmayıp savaşın kaderini de değiştiren kişidir Seyit.

 

Savaş sonrası kumandanlarından hiçbir para, altın gibi ödülleri kabul etmeyen; fakat bu başarısından dolayı Onbaşı rütbesi verilen kişidir Seyit.

 

Cumhuriyet kurulduktan çok sonra Mustafa Kemal’in Edremit’i ziyareti sırasında arayıp sorduğu, kendi memleketinde Kaymakam dâhil kimsenin bilmediği kişidir Seyit.

 

Böyle bir kahramanın ayağına gelmekten yüksünmezken Mustafa Kemal; Kaymakam tarafından, önce kılığı beğenilmeyip, traş ettirilip takım elbise giydirildikten sonra huzura çıkarılan kişidir Seyit.

 

Mustafa Kemal’in “Sen kumandanlarından hiçbir para, altın gibi ödüller kabul etmemişsin, varlıklı da değilsin, sana maaş bağlatalım ne dersin?” sorusuna, “Memleketimize kırk yılın başı bir iş, bir hizmet yaptıysak, hemen ödül, maaş mı olurmuş” diyecek kadar vatanını karşılıksız seven kişidir Seyit.

 

İsterseniz ‘Huriler diyarı’ anlamına gelen Havranın; bu yiğit, gözü tok, kahraman Onbaşısını bir de dizelerde görelim, ne dersiniz?

 HAVRANLI SEYİT
Çanakkale sırtlarına

Yol oldu Havranlı Seyit

Kınalı evlatlarına

Kol oldu Havranlı Seyit

 

Tütmez baca, yanmaz ocak

Dert bir değil kucacak kucak

Zor anlarda tutunacak

El oldu Havranlı Seyit

 

Dayan bire koçum dayan

Yol almaz yerinde sayan

Kutsal mermiyi sırtlayan

Bel oldu Havranlı Seyit

 

Vatan aşkını bir bilsen

Şehit olmak istersin sen

Kasırga misali esen

Yol oldu Havranlı Seyit

 

Bil ki olmaz savaş kansız

Mehmetler dururken cansız

Geçit vermeyen amansız

Sel oldu Havranlı Seyit

 

Candan iste derken Kur’an

Ziyandadır bence duran

İhlâsla Hakka yalvaran

Dil oldu Havranlı Seyit. 

HALİL MANUŞ 

belirli günlerMehmetçiğin Çanakkale Savaşı’nı Kazandıran Yüksek Karakteri

( M.K. Atatürk anlatıyor. )

Bombasırtı olayı ( 14 Mayıs 1915 ) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kuşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’anıkerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenlerse kelimeişahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.
Mustafa Kemal

belirli günlerMustafa Kemal Atatürk’ün Bomba Sırtı Hatırası

1. Dünya Savaşı içinde yer alan ve 1915’te meydana gelen Çanakkale Savaşları, tarihin kaderini değiştiren, Türk’ün şan ve şerefini göklere eriştiren, vatana sevgi duygusunu geliştiren, iman gücünü bayraklaştıran ve orada savaşanları kutsallaştırıp kahramanlaştıran bir destandır.
Atatürk, işte bu zor ve dehşetli manzaradan bir kesit olan ” Bomba Sırtı” hadisesini şöyle anlatıyor:
” Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 m. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkincidekiler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir korku göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrik edilecek bir örnektir.
Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale Muharebeleri’ni kazandıran bu yüksek ruhtur.”

belirli günlerMustafa Kemal’in Yüce Milletimize Bağışlandığı An

( M.K.Atatürk anlatıyor. )

10 Ağustos 1915. Conkbayırı’nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarımı çağırdım.
Mutlaka düşmanı mağlup edeceğimize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin, evvela ben ileri gideyim, size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20 – 30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı’nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30’da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Bey’den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumda, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.
Aynı gün gece, yani 10 Ağustos günü, beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.
Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale’nin geçilemeyeceğini iyice anlamış oldular.
Mustafa Kemal

*NOT :
– Liman von Sanders’in 10 Ağustos 1915 gecesi Mustafa Kemal’e hediye ettiği altın saat Anıtkabir Müzesinde bulunmaktadır.
– Mustafa Kemal’in kalbinin üzerinde parçalanan saat Almanya’da Soudus aile koleksiyonundadır.
– Yukarıdaki anı, Ruşen Eşref Ünaydın ve A.Afetinan’dan alınmıştır.

belirli günlerOn Sekiz Mart Çanakkale Destanı

Firuze iki derya kuşanır Gelibolu,
Yarımada kıbleden yaslanıyor şimale.
Toprağı Rumeli’dir, havası Anadolu,
Yadigâr bu vatana rengi kanayan lâle!
Cennet’i anımsatan büyülü yarımada
Sükûtuma da sebep, tüten efkârıma da…
Seddülbahir’le başlar nihayeti Bolayır,
Safir kesilmiş suya zümrüt yansıyan bayır.
Kudret kalemi ancak çizerek dört kesmini
Yeryüzüne düşürür derya fonlu resmini.
Çevir yüzünü gitsin, kibri ahkâm kesenden;
Bu El-Kaviyy mührünü sökemez beşer senden.
Efsunkâr Şimal Tacı yedi yıldızlı hale
Yalnız senin başına yakışır Çanakkale.

İlahî bir lütuftur Çanakkale Boğazı,
Mavi senin tülünde ne efsunkâr mavidir.
Sanki ipek gergefte sülüs ve celî yazı
Akışı şiir gibi… Kalemi semavîdir!
Ege’yle Marmara’nın gökyâkutlu visali
Hayallere sığmaz ki; düşte düşün misali!
Amber buğulu Asya koparken Avrupa’dan,
Suyuna miski katıp dökmüş altın kupadan.
Mağribi güneşlerde tüllenen Marmara’yı
Süzerken yanan gözler nasıl seçsin karayı!
İbrişim sırmalanıp atlas kuşanan beden
Göze nasıl görünür acaba gök kubbeden?
İki derya coşkusu sığmaz hiçbir risale
Cebelitarık seni kıskanır Çanakkale!…

Beş bin yıllık tarihî antik kent Çanakkale
Savaş ve afetlerle yıkılsa da doğrulmuş.
Asırlarca ışığı sönmeyen bu meşale
İlim irfan yuvası kültür ile yoğrulmuş.
Karasi Beyliği’nden sancaksın Osmanlı’ya,
Senin yazdığın tarih bu kadar mı şanlı ya!…
Kilitbahir karşında şeklen yoncaya benzer,
Suya aksi düşmesin gülden goncaya benzer.
Var mı Kumkale gibi düşlerin en ırağı?
Ege’den meltem alan Asya’nın son toprağı.
Tarihî mirasından gönüllere kayan sır
Eceabat ufkunda denize başka yansır!
Yazılsa kâğıt yetmez; şiir akar makale,
Kalemleri tüketen şehrengiz Çanakkale.

Sömürgeci ve zalim itilaf devletleri,
Dört kıtanın ifriti yamyamıyla beraber;
İstanbul hayaline kesmişler biletleri,
Mücadeleden yılmaz aslanlardan bîhaber!
And içmişler birlikte Fransız İngiliz’i
Nâmert elle, Cennet’ten koparmaya filizi!
Avustralya, Senegal, Cezayir ve Kanada
Gözlerini karartmış güç yetilmez inada.
İngiliz’i anladık… istiladır emeli,
Peki ya şu Zenci’ye, Hindu’ya ne demeli?
Sökülmek isteniyor ki evlad-ı fatihan;
Avuç içi karaya yüklenmiş bütün cihan!
Melekler diyarında bu iş gelmez ihmale,
Şeytan’a geçit vermez şahlanır Çanakkale!

Yıl, bin dokuz yüz on beş: On sekiz mart zaferi!
Çanakkale Boğazı Sırat Köprüsü’nden dar,
Aslan kesildi o gün her Osmanlı neferi,
Kumkale tarafından Seddülbahir’e kadar!
Kilitbahir neresi. Yeni Zelanda nere?…
Düşman boğaz sanıyor… Çelik kollu cendere!
Zırhlı gemiler gelmiş dünyanın bir ucundan.
Kartal pençeyle kaptı deryanın avucundan!
Hangi tarih yâd etmez O vefakâr Nusrat’ı
Döşediği mayınlar aratmadı Sırat’ı!
Yarım Dünya geçiyor, Seyit Onbaşı davran
Kaldır top mermisini tarihe yazsın Havran!
Cennetin bu köşesi nasıl uğrar işgale?
Sükût ikrar dilidir, haykırsın Çanakkale!

Takdir-i İlahidir meleklerin yardımı,
Komutanı Cebrail, bütün ordusu melek…
Gemiler zırhlı diye İstanbul’a vardı mı?
Burası Çanakkale, tufan koparan felek!
Vurulan Kara Belâ yan yattı tabak gibi
Üç dakika içinde mekanı deniz dibi…
Yarım Dünya diyorsan kaderi ondan farksız,
Zırhından yara almış; dümeni kırık, çarksız.
Dokuz savaş gemisi su içinde kavruldu,
Mayın ve obüslerle kaderine savruldu.
İfritlere acımaz yol vermiyor Cebrail,
Yerden fışkıran derya göklere oldu nail.
Düşmanları boğazda kahreden bu şelale,
Nuh Nebi’den sonraki tufandır Çanakkale!

Seddülbahir benzeri sarsıldı Anzak Koyu
Sanki Kıyamet sesi, Sûr üflüyor İsrafil!
Conkbayırı ve Kirte yazılmaz ömür boyu,
Yer ve gökle beraber denizi sarmış gafil.
Mermi mermiyi vurdu, süngü süngüyü yardı;
Toprak yamyam kaynıyor kesilmez oldu ardı.
Adım atacak yer yok Hindu ve Berberi’den,
Anzak’la Kanada’lı koşturuyor geriden.
İngiliz başı çekmiş Fransız’la yarışta
Toprak kızıla dönmüş gördüğün her karışta!
İnsanlığın utancı bitmez görünen bu şer
Kıyameti kopmadan sanki kurulmuş Mahşer!
Dabbe’tül Arz çağrısı gibi gelir Deccâl’e;
Mehdi ve îman sende, vur gitsin Çanakkale!

Gül kokulu diyardır şehitlerin mekânı
Şehidim, meleklerden müjdelendi hediyen.
Ecrini sunmak ister var mı bunun imkânı
Vatan, şehitlerine minnettar ebediyen!
Gök kuşağı nakşolsa makberin kemerine,
Bahreynî inci mercan işlense mermerine,
Sandukası arusek örtüsü sim işinden,
Zemini yâkut olsa kubbesi fil dişinden:
Şehadeti Tevhid’le tattığı andan beri
Firdevs müjdesi alan ne yapsın ki makberi?
Şehide, Medine’nin münevver bucağından
İki Cihan Güneşi yer vermiş kucağından!
Rahat uyusun diye uğramasın ihmale,
Gül-i Rana kokusu başkadır Çanakkale

Şükranla okunsa da şehitlerin destanı
Kan sızan hecelere kalem nasıl dokunsun?
Fatiha’yla duayla ruhların serbest anı
Sana ithaf edilip kaç bin kere okunsun?
Şehadete ererken duyduğun kutlu sesi
Alnına nurla yazdı meleklerin busesi!
Ey şehit, bilinir ki: Ölümsüzsün, dirisin,
Hakk’ın, Cennet müjdeli kullarından birisin!
Kanınla suladığın yere toprak denir mi?
Mirasın korunmadan hakkın hiç ödenir mi?
Vatanın şükranıyken utancı oldu harbin
Şehit sayısına bak: İki yüz elli üç bin!
İçli dualar ile kayıt düştü icmale
Her sayfası yakıcı bir ağıt Çanakkale!

Tarihe ebediyen vurulan altın mühür,
Sökülmeyen perçindir şüheda tılsımından.
Ey şehit, yerin Firdevs meleklerden tezahür
Tescil edilmiştir ki Cennet’in üst kısmından!
Öyle kutlu zafer ki düşündükçe vecd eden,
Melekler secde eder alnı kalkmaz secdeden!
Rengi kanayan lâlem şühedanla bakîdir,
Yazdığın eşsiz destan… Gerisi afakîdir!
İhtirasın esiri yedi düvelden düşman,
Gelibolu’ya ayak bastığına bin pişman!
Mücevheri bilmeden çakıl sanmıştır zahir;
Bastığı toprak değil, cevahirdir cevahir!
Hilâl gökte tutkuyla gülümserken Zühal’e,
Kıyamet kopana dek varılan son merhale:
Böyle destan bir daha yazılmaz Çanakkale!…

İrfan Yılmaz.
*****

Sevgi ve saygılarımla.

belirli günlerÖrnek Çanakkale Şehitleri Anma Programı

KÖRFEZ ORUÇ REİS ANADOLU LİSESİ   ———- YILI İSTİKLÂL MARŞININ KABULÜ VE ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA PROGRAMI

Sayın idarecilerimiz, değerli öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrenciler 12 Mart , 18 Mart kendilerini dünyada emsali görülmemiş b.r galibiyetin mümessili olarak görüp İstanbul’a bir günde gireceklerini sananları dize getirerek bir ulusun maddi üstünlükle asla yenilemeyeceğini bütün dünyaya anlattığımız Çanakkale zaferinin yıl dönümü Bizler “Kutlama ve anma komitesi ” olarak bu iki günü birlikte bugün anmaya karar verdik
Bu amaçla burada toplanan herkesi saygıyla selamlıyor ve başta bu zaferin de kazanılmasında büyük katkısı olan büyük önderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK olmak üzere bütün şehitlerimiz, ebediyete göçmüş olan gazilerimiz ve istiklâl marşı yazarımız Mehmet Akif Ersoy’un manevi huzurunda bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum
– istiklâl Marşı
Semalarda dalgalanıp çırpınan
Canım feda ayyıldızın uğruna
Şehidimin tabutuna örtülen
Bu can feda bayrağımın uğruna
Görkeminden hep iftihar ettiğim
Al rengine al kanımı verdiğim
Bir namus misali saygı duyduğum
Bu can feda ayyıldızın uğruna
– İstiklâl marşımızın Kabul edilişini anlam önemini anlatacak
Çanakkale bir destandır, kahramanca dövüştüğümüz fakat kelimelerle ifade edemediğimiz bir destan en kalabalık şehirlerimizden üç hanelik bir köyümüze kadar bu destanı duymamış Daha ” Çanakkale” sözünü duyar duymaz başını dik tutup gözerini bir noktaya dikerek yalnız kağıda değil yüreklere yazılmış olan bu şahadet destanını sayfa sayfa okumayan tek adam yoktur içimizde
– “Çanakkale Destanı” adlı şiiri sınıfından okuyacak
Çanakkale Savaşlar yalnız Türk tarihi için değil , insanlık tarihi için de örnek bir savunmadır. Bu savunmanın en güçlü silahı da vatanseverlik ve hürriyet aşkıdır. Bunun için Ulu önderimiz M. Kemal Atatürk ” Yurtsever ve hürriyet aşıkı milletler için , Istırap anları ve bu ıstırabın amilleri , ibret alıp tetikte bulunmak için daima hatırlanmalıdır ” diyor
– Çanakkale savaşlarının anlam ve önemini de dinleyelim

Çınlasın kulaklarda Çanakkale Zaferi
Zaferi zaferle tut çalış hiç kalma geri
Hedefin yükseliştir Ey Türk Genci ileri
Bir cennete dönmeli bu vatanın her yeri
– Mehmetçik Çanakkale’de adlı şiiri den dinliyoruz
Çanakkale’ye mağrur gelip mağlup dönen İngiliz başkumandanı general Hamiltın İngiltere Harbiye Başkanlığına, şu telgrafı çekmek zorunda kalmıştı “Niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim : Çok cesur muharebe eden, en iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Katiyetle söylüyorum ki Çanakkale geçilmez ”
– Çanakkale savaşlarından anıları okuyacaklar.

Bir istiklal marşı daha yazılmasın diye dua etmiş Akif Allah’a
Yemin ettik hep milletçe vallaha
Dirliğimiz düzenimiz bozulmayacak.
Bir istiklal marşı daha yazılmayacak
– İstiklal marşı şiirimizin tamamını ” İstiklal Marşını Okuma ” yarışmasında okulumuzu temsil eden……….. seslendirecek
Sessiz sessiz uyurken böyle kabrinizde siz
Bilmem ki borcumuzu ödeyebilir miyiz?
Kainat güllerini yastık yapsak da yine
Eminim ki az gelir bir vatan şehidine
Göz dikemez yabanın ne haydudu ne kurdu
Dünya yıkılmadıkça çiğnetmeyiz bu yurdu
Boşa gitmiş değildir çektiğiniz zahmetler
Siz müsterih uyuyun aziz ruhlu şehitler.
İstiklâl marşımızın kabulü ve Çanakkale şehitlerini anma amacıyla düzenlediğimiz program burada sona ermiştir bizi dinleme zahmetine katıldığınız için hepinize teşekkür ediyor saygıyla selamlıyorum

Gönül BATTAL
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

 

Vatan Sevgisi

VATAN SEVGİSİ

Vatan; üzerinde bağımsız yaşadığımız, milletimiz ve ailemizle hatıralarımızı oluşturduğumuz, kültürümüzün, devletimizin ve tarihimizin ortak öğesi toprak parçasıdır. Ancak o kadar mıdır vatan? Sadece toprak parçası mıdır? Bir toprak parçası için mi o kadar kan dökülmüştür?

Yaşamımızı sürdürdüğümüz, kökenimizin olduğu, iyi ve kötü yaşantılarımız, geçmişimiz, nefes alıp verdiğimiz her şeydir vatan. Her yerde bir avuç toprak bulunabilir, yaşam devam ettirilebilir. Uğruna bu kadar savaşıldığına göre vatana yüklediğimiz anlam çok büyüktür.

Öncelikle vatanımızı korumak, sonra da bu değerli varlığa yakışır bir hayat sürdürmemiz gerekir.  Vatanımızı güzelleştirmek, birlik ve beraberlik içinde ona layık bir hayat sürdürmemiz gerekir.

Zannetmiyorum ki bu topraklar üzerinde yaşayıp da vatanını sevmeyen biri olsun. Her bireyin görevi Vatan Sevgisi ile ilgili  farkındalığı arttırmak ve bu konuda biraz daha düşünmeyi sağlamaktır.

Vatan sevgisi hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar değerlidir. Bize düşen kalplerimizdeki sevgi ve bağlılıkla vatanımıza hak ettiği değeri verip her zaman, her durumda sahip çıkmak ve onu korumaktır.

 

belirli günlerVATANI SEVMEK… AMA NASIL?

-Vatanı seviyor musun? diye sormaya gör.
Mangalda kül bırakmaz, hatta senin sevmene bile tahammül edemez. Vatanı sevmek onun tekelindedir sanki.
-Peki, vatanı sevmenin göstergesi nedir?
-Vatan üzerine şarkılar yapıp vatani görev denilince kaçmak mıdır?
-Vatani görev sadece durumu iyi olmayan, sırtını dayadığı dayısı olmayan vatan evlatlarına mı has bir görevdir?
-Birde vatanı sevmenin karşılığı ne olmalıdır?

Bu ve buna benzer çok soru sorulabilir elbette.
Hani bazı duygular vardır anlatılmaz, yaşanır.
Yıllardır vatan sevgisini en kutsal sevgi olarak yüreğimde yaşatır dururdum ama bir kere olsun bu cennet vatanı bize emanet eden şehitlerimizin kanları ile yoğrulan “Geçilmez” dediğimiz Çanakkale’yi görme fırsatım olmamıştı. 2009 Temmuz ayında içimde kalan bu ukde sonunda güzel bir gezi ile gerçekleşti. Gezi boyunca rehberlerimizin Çanakkale savaşları hakkında verdikleri bilgiler, yıllardır ders kitaplarında okuduğum ve birçok tarih kitaplarındaki Çanakkale savaşlarına hiç benzemiyordu. Yıllarca anlatılanlar ve yazılanlar çok soğuk ve sıradan gibi geliyor, pek ilgi uyandırmıyordu. Oysa ki rehberlerin anlattığı Çanakkale savaşları ve savaş ortamı o kadar ilgi çekiyordu ki pür dikkat bir kelimesini dahi kaçırmamak için kelimenin tam anlamıyla nefeslerimizi tutmuştuk. Sıra hepimizin bildiği Seyit Onbaşıya gelmişti. Hani o 276 kg.lık üç adet mermiyi her defasında “Ya Allah Bismillah” diyerek topun namlusuna süren, bu işlemi yaparken her defasında üç basamaklı metal bir merdivenden çıkan, üçüncü atışta İngilizlerin “Ocean” zırhlısının dümenini parçalayan, dümeni kırılan “Ocean”ın Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlara çarparak havaya uçtuğu ve bu olayla Çanakkale savaşının seyrini değiştiren Seyit Onbaşı. Rehberimiz anlatıyor biz dinliyor, anlattıkça sanki o anı yaşıyor ve Seyit Onbaşının büyüklüğü karşısında acizliğimizden sadece ağlıyorduk. Bakın savaş sonrası köyüne dönen Seyit onbaşı neler yaşamış rehberin anlattıklarına kulak verelim.

“-Cumhuriyet kurulduktan çok sonra Mustafa Kemal’in Edremit’i ziyareti sırasında Seyit Onbaşıyı sorar ve Kaymakam dahil kimse bilmez, Kaymakam Seyit Onbaşı’yı Mustafa Kemal’in huzuruna çıkarmadan önce kılığını beğenmeyip, tıraş ettirip takım elbise giydirir, bu olayın farkına varan Mustafa Kemal derinden yaralanır, Kaymakam dahil orada bulunan herkesi azarlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçer.
BüyükGazi:
–Koca Seyit isimli topçu onbaşı sen misin evlat?
Koca Seyit:
–Benim Gumandanım!
–Tek başına nasıl kaldırabildin koca gülleyi?
–İşte Allah’ın izniyle oluverdi gumandanım. Sankim gülle ıfacık tefecik bir çam yarması gibi geliverdi.
–Peki asker, sen kumandanlarından hiçbir para, altın gibi ödüller kabul etmemişsin, varlıklı da değilsin, sana maaş bağlatalım ne dersin?
– Memleketimize kırk yılın başı bi iş, bi hizmet yaptıysak, hemen ödül, maaş mı olurmuş. (Pazularını göstererek) Allah’a hamd olsun ki kolum kuvvetim yerindedir, çalışır kazanırım. Bu halde iken bizim o maaşı almamız bize helal olmaz paşam!… En büyük mükafatı siz verdiniz. Beni yanınıza çağırıp, fincan gayve sunmanız benim için en büyük mükafattır, gumandanım!
–Asker gülleyi kaldırdığın gibi beni de kucaklayıp kaldırabilir misin? Söyle asker, çekinmeden söyle, kaldırabilir misin?
Koca Seyit biraz durakladıktan sonra, Atatürk’ün yüzüne anlamlı şekilde bakıp, sorusunu yanıtlar:
–Hayır gumandanım.
–Niye, ben koca gülleden daha ağır mıyım sanki?
–Gülle başka, siz gene başka gumandanım. Sizi ben del kimsecikler galdıramaz. Çünküm sizin büyüklüğünüz, ağırlığınız gülleyle ölçülemez, gumandanım!
Koca Seyit’in bu cevabı Atatürk’ü fazlasıyla memnun eder. Kahramanı saygılı, yiğit ve güvenilir bulur. Atatürk’ün aklına bir soru yöneltmek gelir:
–Sanıyorum eski bir askersin. Askerlikten bıktın mı, terhis olup da evine döndükten sonra bu ocağa seni yeniden çağırsalar severek, isteyerek, gönlünce yine koşar gelir misin?
Koca Seyit hiç düşünmeden:
–Tabey gelirim gumandanım. Değil dokuz sene onsekiz sene de yapsam ekserlimi sizin gibi gomutanlar haydin ekser ocana gelin dedi miydi tabeyke hemen gene koşup gelirim, cevabını verir.”

Yazıma “Vatanı sevmek… Ama nasıl?” diye soru sorarak başlık atmış ve devam etmiştim. Sizi bilmem de dostlar ben sorunun cevabını Seyit Onbaşı için gözyaşı akıtırken buldum. Bize bu cennet vatanı kanları ve canları ile armağan eden aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunarım.

HALİL MANUŞ

belirli günlerZafer hakkında güzel sözler

* Zafer, «zafer benimdir» diyebilenindir.
* Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.
* Zaferin büyüklüğü, savaşın çetinliği ile ölçülür.
* Zafer, barışın en kısa yoludur.

Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.

ATATÜRK
3 Mayıs 1915 / Arıburnu

belirli günlerZafer Hakkında Söylenenler

* Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım. (Mustafa Kemal Atatürk)

* Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur. (Mustafa Kemal Atatürk)

* Harpte iki meş’um (uğursuz) şey vardır. Bunlardan biri taş duvara körü körüne yüklenmek, diğeri kuvvetleri birtakım ayrı ve bağlantısız harekata dağıtıp körletmektir. Biz bu iki ahmaklığı yapmanın tehlikesiyle karşı karşıyayız. (İngiliz Başbakanı Asquith(Askuyit))

* Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum. (Churchill( Çörçil))

* Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir. (Churchill(Çörçil))

* Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakatı, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşman taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir. (Alman Generali Liman von Sanders)

* Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar. (General Tawshend(Tavşent))

* Çanakkale Boğazı’ndaki Türkler ve Almanlar da 18 Mart’ı aralıksız takip eden sessiz günler, şaşkınlık ve sonra da, büyük bir sevinç uyandırdı. Moral, son derece yüksekti. Kaleler ve tabyalardaki hasar da kolaylıkla giderilmiş olmakla beraber, ağır bataryaların cephane durumu ciddiyetini koruyordu. (Robert Rhodes James( Rabır Rot Ceyms)

* Çanakkale müdafaası, üç mucizeler muharebesidir Hali kurtardı; maziye hamaset ve azametini iade etti; vatanımızı bir vatanı ebedi yaptı. (Sami Paşazade Sezai)

* Çanakkale’de her şeyimiz kusursuzdur. Fakat başarılı olmadık. Zira Türkler, yuvalarına girilmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim. ( Sör Kombet )