Ana Sayfa / Belirli Gün ve Haftalar / Engelliler Haftası (10 – 16 Mayıs)

Engelliler Haftası (10 – 16 Mayıs)

belirli günlerDünden Bugüne Engelliler Haftası

10-16 Mayıs arası Engelliler Haftasıdır. Bugün Dünya nüfusunun yaklaşık 500 milyonu engellidir. Bu yüzden Engelliler Haftası yalnız ülkemizde değil Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı zamanda çeşitli etkinliklerle anılır.
Türkiye nüfusunun yüzde 12.29’u yani 8,5 milyon kişinin engelli olduğu gerçeği düşünüldüğünde Engelliler Haftası’nın ne denli önemli bir hafta olduğu anlaşılabilir. Ülkemizde yaşayan erkeklerin yüzde 11,10’u engellidir. Kadınlarda ise bu oran yüzde 13,45’i bulmaktadır. Ancak günlük hayatımızı şöyle bir gözden geçirdiğimizde sekiz milyondan fazla engelli insanımızın hayatın içinde yer almadığını üzülerek görürüz.
Engellilerimizin çok büyük bir kısmı toplumdan soyutlanmış bir şekilde hayatlarını sürdürmek zorunda kalmaktadır. Bu durum, gelişmiş bir toplum olmayı hedefleyen Türkiye’nin önemli bir yarasıdır. Engelli vatandaşlarımızı toplumun her kesiminde görmek, onları üreten bireyler haline getirmek bugün onlar için yapılması gereken en öncelikli işlerdendir.
Engelli bir insana acımak, onu aciz görmek hem ona hem de tüm insanlığa karşı yapılmış büyük bir saygısızlık olacaktır. Öncelikle her sağlıklı insanın bir engelli adayı olduğu unutulmamalıdır. İnsan doğuştan bazı engellerle dünyaya gelebileceği gibi kaza, hastalık gibi sebeplerden dolayı da engelli olabilir. Ancak burada önemli olan, engelin nasıl ya da ne boyutta ortaya çıktığı değildir. Önemli olan, sağlıklı insanların zihinlerindeki engelleri ortadan kaldırıp onların engellilerle birlikte dünyayı daha yaşanabilir bir hale getirme çabasına girebilmesini sağlamaktır.
Engelli vatandaşlarımızın pek çoğunda gözlemlenebilen yaşama arzusu, bakmayı ve görmeyi bilen sağlıklı insanlarımıza örnek olacak niteliklere sahiptir. Uygun şartlar sağlandığında avukat, mühendis, öğretmen, ressam olabilen engelli vatandaşlarımızın toplumun içinde etkin rol almalarını sağlamak ve onları unutmamak için bu hafta boyunca çeşitli etkinlikler yapılmaktadır.
10 Mayıs Engelliler Haftasının Açılışı

11 Mayıs Görmeyenler Günü

12 Mayıs işitme ve Konuşma Kusurluları Günü

13 Mayıs Ortopedik Engelliler Günü

14 Mayıs Zekâ ve Ruhsal Özürlüler Günü

15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar Günü

16 Mayıs Sakatlar Haftasına Genel Bakış

 

belirli günlerEngelliler Haftası Hakkında Genel Bilgi

10-16 Mayıs arası Engelliler Haftasıdır. Sakatlık insanlığın ortak sorunudur. Bu yüzden Sakatlar Haftası yalnız ülkemizde değil Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı zamanda değerlendirilir.

 

 

 

Sakatlar Haftası boyunca; sakatlık sorunu, sakatlığın önlenmesi ve sakatların eğitimi konusu üstünde durulur. Radyo ve televizyonda konu ile ilgili programlar yayınlanır. Okullarda her gün ayrı bir sakatlık konusu işle­nir.

 

 

 

Sakatları Koruma Millî Koordinasyonu Kurulu haftanın değerlendirilmesi için aşağıdaki programın uygulanmasını kararlaştırmıştır.

 

 

 

10 Mayıs Sakatlar Haftasının açılışı

 

11 Mayıs Görmeyenler günü

 

12 Mayıs işitme ve Konuşma Kusurluları günü

 

13 Mayıs Ortopedik Sakatlar günü

 

14 Mayıs Zeka ve Ruhsal Özürlüler günü

 

15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar günü

 

16 Mayıs Sakatlar Haftasına genel bakış.

 

belirli günler
Engelliler Haftası örnek konuşma metni

Sevgili Arkadaşlar!
10 ile 16 Mayıs günleri arası Engelliler Haftasıdır. Bu hafta boyunca Engellilerın sorunları tartışılır. Sakatlığa sebep olan etkenler açıklanır ve bu etkenlerin ortadan kaldırılması için çareler araştırılır. Engellilerın eğitilebilmeleri ve iş sahibi olabilmeleri için gerekli şartlar oluşturulmaya çalışılır.
Engelliler Haftası boyunca, her gün ayrı bir sakatlık konusu işlenir. 10 Mayıs günü Engelliler Haftası’nın açılışı yapılır. 11 Mayıs Görmeyenler Günü, 12 Mayıs İşitme ve Konuşma Engellileri Günü, 13 Mayıs Ortopedik Özürlüler Günü, 14 Mayıs Zeka ve Ruhsal Özürlüler Günü, 15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar Günü olarak değerlendirilir. 16 Mayıs günü ise Engelliler Haftası’nın genel değerlendirmesi yapılır.
Akraba evliliği, gebelik öncesi tedbirsizlikler, aşıların zamanında yapılmaması ve kazalar, sakatlığın en önemli sebeplerindendir. Engellilerin de, hayatlarını sürdürebilmeleri için, çalışmaları ve gelir sağlamaları gerekir. Engellilere acıyarak, ya da onlara bakıp duygulanarak sorunlarını çözemeyiz. Onların da yapabileceği işler vardır. Engellilerın iş sahibi olmalarına yardımcı olmak zorundayız. Kanunlarımız, işyerlerinde çalışan her yüz işçiden ikisinin sakat işçi olmasını zorunlu kılmıştır.
Gördüğümüz Engellilerle alay etmeyelim ve gülmeyelim. Bir gün bizim de sakat kalabileceğimizi aklımızdan çıkarmadan, onlara yardımcı olalım.
Hepinize kazasız ve sağlıklı günler, mutlu bir ömür diliyorum.

 

belirli günler
Engelliler konulu güzel sözler

Engelliler konulu güzel sözler:

• Sakatlık bir kusur değildir.
• Sakatlar yardıma değil, şefkate muhtaçtır.

• Her sağlıklı insan, bir engelli adayıdır.


• Engellilere saygı, onlara yaşama sevinci verir.


• Yaşamın kıymetini en iyi engelliler bilir.

 

belirli günlerEngellilere Hayatımızda Yer Var mı?

Bir taksi dolmuş düşünün. Engelli bir vatandaş el kaldırıyor. Araba duruyor. Engelli vatandaş binmek üzere hareketleniyor ancak vücudunun engelli olmasından ötürü hızla arabaya binemiyor. Yavaşça binmek üzereyken taksi dolmuş şoförü vatandaşa dönüyor ve; “Senin yüzünden kaç müşteri kaybettim” deyip azarı basıyor. Engelli vatandaş özrünün ona verdiği engeli mi düşünsün, yoksa şoförün ona bu sebepten ötürü yaptığı ayıba nasıl cevap verebileceği tereddüdü içerisinde arabaya biniyor. Arabadaki diğer yolcular, duruma öfkeleniyor ve tepki veriyorlar. Ama şoför özür dilemekten bile imtina ediyor.

Bu olay Anadolu’nun bir şehrinde taksi dolmuşta geçiyor. Bireysel bir tavır olmaktan ziyade giderek yalnızlaşan ve bencilleşen modern zaman içerisinde insanların topyekûn tavrı olarak belirginleşiyor. Toplumsal ve şehirsel olarak engellilere hayatımızda yer var mı? Onların varlığı bizi rahatsız ediyor mu? Olay bu soruyu akla getiriyor.

Doğuştan veya daha sonradan bazı sebeplere bağlı olarak gerçekleşen engelli olma hali insanın her an karşılaşabileceği durumlardan biridir. Engelliler ve onlara bakmak mükellefiyetinde olanlar bunu daha iyi bilirler. Her an korunma ve ihtiyacını karşılama zorundadır. Engelliler duygusal olarak kırılgan ve alıngandırlar. Engelli olma durumunun verdiği engel durumu O’nu her an bir zorluk ile karşı karşıya getiriyor.

Engellilerin çevrelerinde saygı ve değer görmeleri gerekir. Onlara acınarak, hayıflanarak bakılması ve hizmet edilmesini istemezler. Normal herkes gibi algılanmak isterler. Çocuklardan itibaren onlarla empati kurarak hayattaki önceliklerin onlara verilmesi ve hayatlarını kolaylaştıracak işlevlerin yerine getirilmesi önemlidir.

Şehir hayatında yer alabilmeleri için sosyal ve kamusal alanların bu durma göre düzenlenmesi gerekir. Maddi imkânları zayıf engellilerin tedavi ve diğer giderlerinin yardımı sağlanmalıdır. Özellikle devletin karşılamadığı araç- gereçlerin karşılanması ve tedarik edilmesi noktasında gereken hassasiyet gösterilmelidir. Engellilere yardım için kurulmuş birçok sivil toplum örgütü ve organizasyonların bu anlamda proje ürettiği söylenemez. Engellilerin sorunlarına sahip çıkarak onların toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatta yer almaları için açılımlara ihtiyaç bulunmaktadır.

Şehirdeki sokak ve caddelerin engelli vatandaşların durumları dikkate alınarak düzenlenmelidir. Sakarya’da ki birçok kaldırımda yayalar bile zor hareket ederken engelli vatandaşların nasıl davranabileceği şüphelidir. Kamusal alanlarda hizmet alımları onlara pozitif ayrımcılık yapılması gerekir.

Engelli vatandaşların varlığı bir yük ve eziyet değildir. Bir insan olarak herkes gibi değere ve öneme haizdir. Onların psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve sosyal ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hareket edilmelidir. Onların sayısal varlıklarının az olması bu hizmet ve tedbirlerin alınmaması anlamına gelemez. Yukarıda bahsettiğimiz olayda olduğu gibi bir insanı tazir, sitem ve hakarette bulunmaya kimsenin hakkı yoktur. Onların varlığı ve korunması tüm toplum kesimlerinin görevidir.

Cevat Benar

 

belirli günlerFedakar Kadın (Öykü)

FEDAKÂR KADIN

Bir zamanlar, şiddetli bir kış sonucunda, kentin yakınındaki göl buz tutmuş. Halk, donmuş gölün üzerinde büyük bir eğlence düzenlemeye karar vermiş.
Yaşlı, genç, kadın, erkek herkes şehri terk edip gölün üzerinde toplanmışlar. Biri kızağa biniyor, birisi kayak kayıyor, kurulan çadırlardan coşkun bir müzik ve kahkahalar yükseliyormuş. Gençler sevinçle sıçrayıp oynuyor, yaşlılar da bu eğlenceli manzarayı seyrediyormuş.
Şehirde ise, sadece yaşlı ve fakir bir kadıncağız kalmış. Hasta olduğu için devamlı yatakta yatıyor, ayaklarını kullanamıyormuş. Evinin penceresinden, buz tutmuş gölü ve oyun oynayan neşeli insanları seyrediyormuş. Akşama doğru ufka bakarken küçücük beyaz bir bulutun belirdiğini görüp, müthiş bir korkuya kapılmış. Yeni evlendiği günleri hatırlamış birden. Eşiyle gölün üzerinde gezerlerken, yine böyle bir bulut görmüş, çok geçmeden de korkunç bir fırtına ile birlikte buzlar kırılmış. Kötürüm kalması da ondanmış. Ne yazık ki kocasını da o kazada kaybetmiş.
Yaşlı kadın; “Yine öyle olacak!” diye düşünmüş. Alabildiğine bağırmaya başlamış, ama sesini kimse duymuyormuş. Bulut gittikçe büyüyüp kararıyor, kadın ise çaresiz bir şekilde kendi kendine konuşuyormuş; “Fırtınanın çıkmasına az bir zaman kaldı.” Diyormuş. “Fırtına ile birlikte oluşacak dalgalar buzları kırıp, herkesi suya gömecek….”
Bütün gücünü toplayan kadın, elleri üzerinde sürünerek yataktan yere inmeyi başarmış. Sobadan çıkardığı bir parça ateşle yatağını tutuşturmuş. Sonra da sürüne sürüne, güç bela evden dışarı çıkmış.
Küçücük evi bir anda alevler sarınca, buzun üzerinde oynayanlar evin kime ait olduğunu hemen anlamışlar. Sakat kadını kurtarmak için herkes koşuşturmaya başlamış. Bu arada göğü siyah bulutlar tamamen kaplayıp, rüzgar çıkmış. Buz çatlayıp, sallanmaya başlamış. Yaşlı kadını kurtarmak için, en son kişi de sahile varınca, gökyüzü yırtılır gibi olmuş. Fırtına ile birlikte dev dalgalar gölü örtmüş, buzlar kırılmış. Ama, hiç kimseye bir şey olmamış.
Hasta ve sakat kadın, bütün varını yoğunu ateşe vererek, şehir halkını kaçınılmaz bir ölümden böylece kurtarmış.

 

belirli günlerÖZÜRSÜZ(!) ÖZÜRLÜLER…

ÖZÜRSÜZ(!) ÖZÜRLÜLER…

Dilimizde sıkça tekrar edilen ama her defasında yanlış yerde kullanılan pek çok kelimelerimiz mevcut. Bazı kelimelerimiz sesteş olduklarından doğru yerde kullanılsa bile seslendirilirken vurgu hatası yüzünden başka manalara gelebilmektedir. Misal vermek gerekirse; yar ile yâr, hala ile hâlâ, kar ile kâr gibi birçok kelime yazabiliriz. Birde sesteş olmadıkları halde sıkça kullanılan; kullanılırken de yanlış kullanılan kelimelerimiz var ki bunların başında “Özürlü” ve “Engelli” kelimeleri gelmekte. Şimdi kendi kendimize bu iki kelimeyi soralım bakalım ne cevap alacağız?

İlk denemeyi özürlü kelimesi ile yaptım. Aldığım cevap “Özrü olan, kusuru olan, defolu, hatalı…” İkinci olarak da engelli kelimesini sorduğumda; “Engeli olan, vücudunda eksiklik ya da kusuru olan” diye cevapladı.

Niçin bu kadar detaya girmek istiyorum?
Çok basit… Bir kelimeyi nerede, ne için kullandığımız önemlidir.
Bakar mısınız? Özürlünün bir anlamı da defolu demek. Yani alınıp satılması için üretilen ticari bir maldaki kusura defolu denildiği gibi.

Bu açıklamayı daha da uzatmadan kanuna geçmiş tanıma bakalım.
5378 Sayılı ÖZÜRLÜLER KANUNU şöyle tanımlamakta özürlüyü.
“Özürlü: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi”

Görüldüğü gibi kanun yapıcı bile herhangi bir nedenle değişik uzuvlarını kaybeden insan için maalesef “özürlü” kelimesini kullanıyor.

Şimdi isterseniz tarihte gelmiş geçmiş bazı özürlü dediğimiz kişilerden hatırlamaya çalışalım. Gerçekten özürlü olup bir kenara atılmışlar mı; yoksa görüntüsüne bakmadan yaptığı işlerden dolayı baş üstünde mi tutulmuşlar?

Klasik Batı Müziği bestecilerinden gelmiş geçmiş en önemli besteci Beethoven duyma özürlüdür mesela.

Çok uzaklara gitmeye gerek yok, ülkemizdeki özürlülerden sadece görme özürlü olanlara bakalım yeter.

 

“Ben giderim adım kalır/Dostlar beni hatırlasın/Düğün olur, bayram gelir/Dostlar beni hatırlasın” diyen; ülkemizin yetiştirdiği büyük halk ozanı Âşık Veysel,

Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa, Mağaradakiler, Kırk Ambar, Bir Facianın Hikâyesi, Işık Doğudan Gelir, Kültürden İrfana diye aklımıza ilk gelen bu kitapların ve daha pek çok kitabın yazarı Cemil Meriç,

İstanbul’un son elli yılda tanıdığı en ünlü hafız ve mevlithanlardan Kani Karaca…

Bu kadar değil elbet ama biz bu kadarla yetinelim ve son olarak Harvard Üniversitesi’nin; büyük başarılarından dolayı dünyanın ilgisini çekerek beynini incelemeye aldığı Görme özürlü ressam Eşref Armağan.

Tablolarını fırça kullanmadan parmaklarıyla yapan Armağan “Bir görmez olarak, görselliğin öncelikli olduğu bir sanatı yapıyorum, bakıp göremeyenlere bir şeyler anlatmak istiyorum” diyor.

Bu sözü duyunca kendimi görme özürlü dediğimiz kişilerin yerine koyarak, gerçekte kimin özürlü olduğunu anlamaya, dilimin döndüğü kadar da anlatmaya çalıştım. Artık karar sizin.

 

HALİL MANUŞ

 

belirli günlerSakatların İyileştirilmesi Ve Eğitimi

Sakatların İyileştirilmesi : Sakatlık yapan hastalık ve kazalardan sonra hemen önlem alınmalıdır. Özellikle trafik kazalarında ilk yardım çok önemlidir. Kazalardaki ölümlerin yarıdan çoğu ilk yarım saat içinde olur. Kaza sonrası hiç zaman geçirmeden yaralıyı en yakın hastaneye ya da dokto­ra ulaştırmalıdır. Hastanelerde Acil Yardım Servisleri vardır. Bu bölümde günün her saatinde doktor bulunur. Kazaya uğrayanlara ilk tedavileri burada yapılır.
Sakatların Eğitimi : Sakatların eğitimi denilince daha çok özürlü (sakat) çocuklar akla gelir. Yurdumuzda; görmeyen, işitmeyen, hareket edemeyen, zihinsel, ruhsal dengesi bozuk 4.500.000 yurttaşımız var. Bu sayı­nın 1.400.000 kadarı çocuktur. Sakat çocuklarımızdan; görmeyenler için 7, işitmeyenler için 21, ortopedik özürlüler için l okul açılmıştır. Zihinsel ve ruhsal özürlüler ise belirli okullarda özel dershanelerde öğrenim görmekte­dir.
Sakatlar da yaşamlarını sürdürmek için çalışmak ve gelir sağlamak zo­rundadır. Çalışmak, severek çalışmak yaşamı güzelleştirir. insanı mutlu eder.
Sakatlara acımak, onlara bakarak duygulanmak soruna çözüm getir­mez. Sakatların da yapabileceği işler vardır. Sakatlara çalışabilecekleri alan­larda iş vermek gerekir. Yasalarımız her yüz işçi çalıştıran işyerinin iki sakat işçi çalıştırması zorunluluğunu getirmiştir.
Bütün ülkelerde olduğu gibi yurdumuzda da sakatlar korunur. Örneğin ülkemizde çalışan sakatlar gelir vergisini indirimli öderler. Hareketlerini kolaylaştırmak için yurt dışından getirilen araç ve gereçlere gümrük vergisi ödemezler. Çalışan sakatlar isterlerse erken emekli olabilirler.
Okulda, sokakta gördüğümüz sakatlarla alay etmeyelim, gülmeyelim. Hiç bir sakatlığın isteyerek olmadığını bilelim. Sakatlara yolda, geçitlerde, taşıt araçlarında yardımcı olalım. Onları üzmemeye, kırmamaya özen göste­relim.

 

belirli günlerSakatlığın Bellibaşlı Nedenleri

Sakatlarla, sakatlıklarla ilgili çeşitli sorunlar vardır. Sakatlığı doğuran nedenler, sakatların eğitimi bunların başlıcalarıdır.
Sakatlığın Nedenleri : Sakatlıklar akraba evliliği, gebelik öncesi tedbirsizlik, aşıların zamanında yapılmaması, kazalar gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. .
a- Akraba evliliği: Doğuştan sakatlıkların önemli bir bölümü akra­ba evliliklerinden ortaya çıkar. Yakın akrabaların teyze, hala, amca, dayı çocuklarının evliliği sonunda çok sayıda kör, sağır, dilsiz ve geri zekalı çocuk doğmaktadır.
Ankara ilinde yapılan bir araştırma sonucunda 100 sakat çocuktan 30’unun yakın akraba evliliğinden doğan çocuklar olduğu görülmüştür.
b- Gebelik öncesi tedbirsizlikler : Bebek bekleyen annelerin sık sık röntgen filmi çektirmesi, doktora gitmeden ilaç alması çok sık sigara ve alkollü içki içmesi doğan çocuğun sakat olmasına neden olur.
c- Aşıların zamanında yapılmaması: Doğumdan sonraki ilk yılda verem, çocuk felci aşılarının zamanında yaptırılması gerekir. Aşılar zama­nında yaptırılmazsa türlü sakatlıklar ortaya çıkar. Trahom, çocuk felci, roma­tizma, kalp ve damar hastalıklarının koruyucu, iyileştirici ilaç ve aşıları vardır. Bu aşı ve ilaçların doktor denetiminde verilmesine özen gösterilmeli­dir.
d- Kazalar : İş kazaları, tarım kazaları, trafik kazaları, yangınlar, ateşli silahlar belli başlı sakatlık nedenleridir. Trafik kurallarına uyulmama sonucu her yıl ülkemizde çok sayıda trafik kazaları oluyor. Bu kazalarda çok sayıda yurttaşımız ölüyor. Yukarda sayılan her tür kazadan korunmak, ve sakat kalmamak için dikkatli olalım. Kurallara uyalım. Uymayanları uyara­lım.

 

belirli günlerTopal (Öykü)

TOPAL
Anadan doğma sakattı. Bir bacağı, ötekinden biraz kısa olduğu için yürümeğe başlamasıyla, öteki insanlar gibi yürüyemediğini ve aksadığını hemen fark etmişti.
Babası, onu göstermedik doktor bırakmamıştı.
Fakat hiç çare bulamamıştı. Bacağın biri, doğuştan kısaydı. Bunun çaresini bulmağa, henüz insan bilgisi yetmiyordu. Doktorlar : Hem o kadar önemli de değil, diyorlardı. «Ayağın biraz aksaması, büyük bir eksiklik değildir.»
Ama o öyle düşünmüyordu. Öbür çocuklardan ayrı, başka bir şey olduğunu ve kendisi gibi çocuklara pek az, adeta binde bir rastlanabileceğini görüyordu. Onu kim görse, ilk önce aksayan bacağına bakıyor değil miydi?.. Okul yaşı geldiği zaman hüngür hüngür ağladı. Bu çocuk, ötekiler gitmeğe can atarken okulu istemiyordu. Başka sağlam çocuklarla bir araya gelmekten ödü patlıyordu. Diretti. Okula gitmek istemiyordu. Kendisine öğretmen tutsunlardı. Evde öğrenecek, sonra ilkokul imtihanını verecekti.. Ana baba, üzüntüsünden hastalanmasın diye isteğini yerine getirmek zorunda kaldılar.
O da sözünde durdu. Özel ders alıp okudu. Sonra yaşı gelince ilkokul bitirme imtihanlarına girip diplomasını aldı…
Fakat daha fazla okuması lazımdı. Orta okulu da evde tamamlayamazdı kesinlikle okula gitmesi gerekiyordu. O önce yine istemedi. Fakat babası bu sefer artık ona kulak asmadı.
Tekin’i böylece orta okula yazdırdılar. Yazdırırken, okul arkadaşlarının ona ne kadar eziyet edeceklerim hiç düşünmemişlerdi. Halbuki zavallı çocuk, daha okula gittiği ilk gün, arkadaşları ona adını bile sormadılar. Her gören:

-Topal!.. diyordu
Ve Tekin böylece daha ilk günden, çok utandığı kusuru yüzüne vurula vurula karşılandı.
«aaa!..Topal!..» En çok korktuğu söz buydu.. Ne tuhaf, daha «Günaydın! Sen kimsin?» demeden onu bu sözle karşılamışlardı : Topal!.. Ve o günden sonra hep öyle gitti : «Topal aşağı, topal yukarı!. Topal şöyle dedi, topal şunu yaptı!..» Hep böyle.. Çaresiz Tekin kendi kendine bile söylemekten çekindiği bu korkunç sözle çağırılmaktan o kadar utanıyor, öyle sıkılıyordu, ki daha ilk günden, okulda kimse ile arkadaş olamayacağını anladı. Hem zaten okula niçin gidiyordu?. Okuyup öğrenmek için değil mi?. Madem ki kendisini aşağılık görüyor, kendisiyle alay ediyor ve adını bile sormayarak kendisine topal diyorlardı o halde o da kimse ile arkadaş olmayacak, kendisini tamamen derslerine verecekti…
Tekin, değil öteki derslerde jimnastik dersinde bile kısa zamanda arka­daşlarını geride bıraktı. Hem ne geride bırakış ?
Yıl sonu geldi karneler dağıtılırken Müdür, Tekinin sınıfını şu sözlerle alkışladı:

-Hepiniz iyi çalışmışsınız.. Fakat aranızda bir arkadaşınız var, ki onu övmeden edemeyeceğim.. Bu çocuk bir yıldız, nasıl diyeyim? Çalışkan çok başarılı biri.
Bütün sınıfın gözleri, bir anda Tekine döndü. Öğretmen bir göz işareti yaparak Tekin’i ileri çağırdı. Müdür Tekinin elini sıktıktan sonra :

-Seni kutlarım oğlum! dedi. Söyle bakayım bana, senin adın ne?. Tekin sınıf arkadaşlarını acı bir gülümsemeyle süzdü ve onlara bir ders, önemli bir ahlak dersi vermek isteyerek, gür bir sesle şu cevabı verdi:

– Topal!..
O güne kadar Tekin’e «Topal» diyen arkadaşları bir suçlu gibi yere baktılar. Bu olaydan sonra arkadaşları O’nu hep Tekin diye çağırdılar.

F. Canan CEM
YAVRUTÜRK Dergisi’nden