20 Temmuz 2019, Cumartesi
Ana Sayfa / Belirli Gün ve Haftalar / İstanbul’un Fethi (29 Mayıs)

İstanbul’un Fethi (29 Mayıs)

belirli günlerDünden bugüne İstanbul

İstanbul, Asya ile Avrupa kıtaları arasında yer alan doğal güzellikleriyle ünlü bir kenttir. Tarihi M.Ö. yedinci yüzyıla kadar uzanır. Şehir, M.Ö. 657 yılında Megaralılar tarafından kurulmuştur. Devletin Byzas adlı komutanının adından dolayı şehre, Byzantion adı verilmişi. M.Ö. altıncı yüzyılda Perelerin eline geçen Byzantion için, Atinalılar ve Ispartalılar da savaşmış. M.Ö. dördüncü yüzyılda İskender tarafından fethedilen şehir M.Ö. üçüncü yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından alınmış. M.Ö. 330 yılında İmparatorluğun başkenti olan Byzantion’a, bu kez de Konstantinapolis adı verilir. M.Ö. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Konstantinapolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur.

Stratejik önemi ve tabi güzellikleriyle herkesin dikkatini çeken şehir, Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatıldı, fakat alınamadı. Bu yoğun saldırılar üzerine, İmparator Anastasiyanus, Silivri’den başlayarak Karadeniz’e kadar uzayan surları yaptırdı. Buna karşın saldırılar devam etti. M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Araplar tarafından da kuşatıldı. Fakat bu kuşatmalar da sonuçsuz kaldı.

1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilerek 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kaldı. Bu tarihten sonra tekrar Bizanslıların eline geçti.

1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek gelişti. Anadolu ve Rumeli’de genişlemeye devam etti. Anadolu ve Rumeli’deki topraklarımızın arasında kalan Bizans, mutlaka alınmalıydı. Bu amaçla şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatıldı. Ama alınamadı.

1453 yılında, Padişah II. Mehmet, hocası Akşemsettin’in de teşvikiyle İstanbul’a yeni bir saldırı düzenlemeye karar verdi. Önce, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadolu Hisan’nın karşısına Rumelihisan’nı yaptırdı. Edirne’de döktürdüğü balyemez adı verilen büyük toplarla savaşa hazırlandı.6 Nisan 1453 günü, Osmanlı ordusu Bizans surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç’i zincirle kapatarak Osmanlı Ordusu’nun şehre denizden girmesini önledi. 11 Nisan günü kuşatma tamamlandı ve top ateşi başladı. Yirmi gün süren top ateşinden kesin bir sonuç alınamadı. Şehrin denizden de kuşatılması gerektiğini düşünen II. Mehmet, bir gece yetmiş parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indirdi.

Bizanslılar, sabahleyin Osmanlı Donanması’nı Haliç’te görünce büyük bir korkuya ve paniğe kapıldılar. Haliç’ten ve karadan yapılan top atışlarıyla surlarda gedikler açıldı. Bunun üzerine, 29 Mayıs günü bir genel saldırı düzenlenmesine karar verildi. Hocası Akşemsettin II. Mehmet’e cesaret veriyor; Hz. Peygamberin, “Konstantin elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir” sözüyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyordu. Bu inançla 29 Mayıs günü son taarruz başladı. Çok kanlı ve zorlu bir savaştan sonra birçok şehit verildi. Bu şehitler arasında, Bizans surlarına Türk bayrağını diken Ulubatlı Hasan da vardı. Nihayet, Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul fethedildi.

İstanbul’un fethi, hem Türk tarihi için hem de dünya tarihi için önemli bir olaydır. Türk tarihi için önemi İstanbul’un fethiyle, Osmanlıların, Balkanlardaki ilerlemelerine engel olacak hiçbir gücün kalmamasıdır. Avrupa’da ilerleyişini sürdüren Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Dünya tarihi bakımından ise, İstanbul’un fethi, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açılmasına sebep olmasındandır.

İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinden 23 Nisan 1920 tarihine kadar Osmanlı Devleti ‘nin başkenti olmuştur. Bu nedenle Türk ve Dünya tarihini etkileyen bu önemli fethi, her yılın 29 Mayıs günü, aynı coşku ve sevinçle kutluyoruz.

 

belirli günlerİstanbul ‘un Fetih Anısına

İstanbul ‘un Fethi Anısına

Bin dört yüz elli üçün mayısı, gün yirmi dokuz,
Şahlanmış ordu, duramaz yerinde kutlu oğuz.
Nisanın yedisi, kuşatma hazır, rüya tamam;
Bizans teslim olmuyor yardım diyordu aman!
Surdan gedik açıyordu, menzili dövdükçe şahi;
Gemileri karadan yüzdürdü Sultan-ı dahi
Gece fener yakınca karada, denizde ordu
Bizans’ın aklı, hayali, hepten dimağı durdu
Işık şenliğinle nur içinde ordu yıldızlara ahenk
Melekler uçuyor üste, ordu meleklere denk
Üçler, yediler, kırklarla atlı yaya karıştık
Hücum için biz bir birimizle koşup yarıştık
Çelik çomak oynar gibi koşuyorduk hızla cenge,
Attığımız ok düşürürdü değince frenge.
Gülleler vurdukça kale surlarını dağıttı,
Bizans sarayında yükselen vaveylalar ağıttı,
Ulubatlı Hasan bayrağı dikti kale burcuna,
Kanları karıştı İslam’ın mukaddes harcına.
Tekbir ve tehlih sedaları inletti afakı,
Umumi hücum başladı Bizans’ın son şafağı,
Eyyubi Ensari kalkmış sesleniyordu oradan
Bu mutlu günü bildirmiş elçisiyle yaradan
Rum ateşi yaksa da olmuş bize birer lale,
Cenneti görende olur mu dünyalık gaile!
Ateş hattında gazada tekbir getiren sultan
Akşemseddin ve Molla Gürani manevi koldan
Gökler açıldı perde perde yedi kat göründü,
Bu kutlu gün için sekizyüz elli yıl yüründü.
Tarihin en mukaddes hücumudur bu hücum,
Çığlık atıyordu Bizans “gitti diyordu” tacım.
Hak için cenge koşan hakkı hak bilip tapandı
Kutlu asker kutlu padişah secdeye kapandı.
Dedem Korkut der: Er olan yiğit devirir dağı
Oğuzun kutlu ordusu ancak çevirir çağı!

Muallim Ayhan Bingöl

 

belirli günler
İstanbul’un Fethi genel bilgi

1451’de babasının ölümü üzerine Padişah oluyor, ilk iş olarak İstanbul’un Fethi’ni programına alıyordu. Çünkü baştan beri Fetih ruhu ile yoğrulmuştu. Bu anlayışla devrinin teknolojisinden faydalanıyor, askerini bu disiplin içinde eğitiyordu.

Bizans’ın geçit vermez surlarını yıkabilecek, 1,5 kilometre uzağa fırlatılabilen 2 ton ağırlığında toplar döktürdü. Ayrıca “Havan topu”nu icad etti.

Bu sırada Bizans’ın durumu hiç de iç açıcı değildi. Halk ahlakî ve ekonomik çöküntüden bıkmış, Konstatin’in zulmünden yılmıştı. O kadar ki halk “Hristiyan külahı görmektense, Müslüman sarığı görmek daha iyidir.” diyecek duruma gelmişti. Çünkü o dönemde Osmanlı “Adil bir dünya düzeni” kurmayı başarmış, dünyanın hayranlığını kazanmışta.

İstanbul’u fethetmekte kararlı olan II. Mehmet tarihin ilk ağır toplarını döktürdü. Karadan ve denizden kuşatılması gereken bu şehir için her türlü tedbiri aldı. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni.” diyordu. Ölümü göze alacak kadar kararlı alan bir insanın elinden hiçbir şey kurtulamazdı. Öyle de oldu.
Fatih, düşmanların hayallerinin bile ulaşamayacağı şeyleri “gerçek” haline getirmişti. Donanmayı bir gecede Dolmabahçe’den Haliç’e indirmeyi başardı. Gemileri gemiden yürüttü.

Hocası Akşemsettin Hazretlerinin izni ve duası ile kuşatmayı başlattı. 53 gün durmadan surlar doğuldu. Geçit vermez surlar delik-deşik oluyordu. Bütün tedbirlere rağmen İstanbul düşmüyordu. Son gece Fatih hocasının yanına geliyor:

– “Hocam, ne olur, artık himmet buyurun da İstanbul’u fethedelim.” diye ağlıyordu.
Akşemsettin Hazretleri kısa bir uykuya dalıyor, rüyasında “Ebu Eyyüb el-Ensarî’nin kabri gösteriliyordu. Bu fethin müjdecisiydi. Gece yarısı “Talebesini yeniden çağırıyor, 29 Mayıs sabahı için son hücum emrini veriyordu. Gerçekten bu son hücuma surlar dayanmıyor, İstanbul Osmanlıya teslim oluyordu. Surlara Tevhid Bayrağı’nı dikme şerefi ise ulubatlı Hasan’ın… Genç ulubatlı, bir ok yağmuruna maruz kalmasına rağmen, azim ve kararlılığından hiç bir şey kaybetmiyor, bayrağı burçlara diktikten sonra şehitlik rütbesine yükseliyordu.

Ulubatlı bir sembol şahsiyetti. Fatih’in ordusunda, Ulubatlı Hasan misali Peygamber müjdesine ulaşmanın aşk ve iştiyakiyle yanıp tutuşan, Anadolu’nun binlerce bağrı yanık delikanlısı bulunuyordu. Her biri genç neslin ideal örneği olması gereken yiğitler…

Fatih, önde hocası Akşemsettin Hazretleri olduğu halde, çoşkulu bir törenle İstanbul’a giriyordu. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatih’i selamlıyor, üzerine çiçekler atarak tebrik ediyorlardı. Başka bir ülkenin tarihinde böyle göz yaşartıcı bir sahneye şahit olabilmek mümkün mü? Çünkü Bizanslılar, Osmanlı’nın zulmetmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Öyle de oldu. Fatih, Bizanslıları dinlerinde serbest bıraktı ve mabedlerine dokunmadı.

Fatih İstanbul’a girerken, yeryer halkı öndeki “Akşemsettin”i padişah zannediyor, Akşemsettin “hükümdar arkada” işaretini yapınca, Fatih’teki edep, terbiye ve inceliğe bakın ki, şöyle karşılık veriyordu:

“- Evet, hükümdar benim, lakin o da benim Hocam’dır!”

Fetih’ten sonra, başkent, Edirne’den İstanbul’a taşınıyordu. Daha önce Trakya bölgesi fethedildiği için, İstanbul ortada kalmış, fetihle birlikte Trakya ile Anadolu arasındaki köprü de kurulmuş oluyordu.

İstanbul’un Fethi, yıkılmaz sanılan Bizans surlarının yıkılabileceğini, “sağlam İmanın tekeden bile süt çıkarabileceği” gerçeğini ortaya çıkarmıştı.

Fetih, bir işgal olayı değildir. Tüm insanlığı sevgi ve özgürlük ülkesine taşıma arzusudur. Mutluluğa kanat açmaktır. Kilitli gönüllerin açılması, fetih ile gerçekleşir. Zaten fetih de “açma”, “başlatma” anlamlarına geliyor. Fedai olmadan fetih olmaz. Can feda etmeden İslam yayılmaz. Uğrunda ölünebilen davalar ebedî olarak yaşar.

Kaos, huzursuzluk ve madde saltanatının hüküm sürdüğü bir dünyada fetih ruhuna o kadar muhtacız ki… Fetih anlayışı, insanımıza hız ve hamle gücü kazandıracak, azim ve fedakarlık duygularını canlı tutacaktır.

Millet olarak, genç nesle zafer ve başarılarımızı yeteri kadar anlatabildiğimiz söylenemez. Eğer, Çanakkale, İstanbul, Preveze, Mohaç, Varna gibi zaferlerin birini Batılılar gerçekleştirmiş olsaydı, sırf onun için yüzlerce film yapar, bu başarısını yeni nesle anlata anlata bitiremezdi. Nitekim tarihlerindeki basit direniş örnekleri için bunu uyguluyorlar. Bize düşen ise “Fatih ruhu”nu genç nesle taşımak ve yaşanmaya değer hayatın ne olduğunu göstermek.

Zaferlerimizi tanıtalım ki, “gençlerimiz inançları uğrunda fedakarlık yapabilme” zevkini tatsınlar. Kahramanlarımızı tanıtalım ki, her gencimiz “Fatih, Ulubatlı Hasan, Yıldırım, Yavuz, Seyyid Çavuş” olmaya özensin. Fetih bereketiyle, bütün insanlığın yüzü gülsün.

 

belirli günler
İstanbul’un Fethi Konulu güzel sözler

* İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir. (Hz. Muhammed)

* İki büyük cihanın kesinti noktasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir. (Atatürk)

* Dünyaya son kere bakacaksın deseler, bu bakışı İstanbul’un Çamlıca’sından isterdim. (Lamartine)

* Ya İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni. (Fatih Sultan Mehmet)

 

belirli günlerİstanbul’un Fethi Ancak Bu Kadar Gerçekçi Anlatılabilir.

1453 panorama İstanbulİstanbul’un fethi bugüne kadar sayısız konferansta konuşuldu, birçok ressama kaynak oldu. Fakat İstanbul için böylesine önemli bir çalışma bugüne kadar hiç yapılmadı.

Fethi böylesine gerçekçi anlatan, içeri girdiğiniz zaman kendinizi savaşın tam ortasında hissetmenizi sağlayacak böyle bir müze, bırakın Türkiye’de dünyada bile eşi benzerei yok.Panoramik 1453 Fetih Müzesi görenleri kendisine hayran bırakıyor.

Fatih’in İstanbul’u fethettiği 29 Mayıs 1453 sabahının canlandırıldığı dünyanın en büyük kubbe içi resminin baskısının bulunduğu Müze tam panoramik olduğundan dikkatinizi çeken ilk şey gökyüzü. Fethin saati 10.30’daki güneş ışıklarını birebir yansıtan gökyüzünde bir de sır saklı. Bulutlara baktığınızda yüzünü İstanbul’a dönmüş bir Fatih Sultan Mehmet portresi görüyorsunuz. Müzede yer alan karelerin hepsi anın dondurulması sonucu ortaya çıkmış. Resimlerin işlendiği plakaların yan yana dizilişinden oluşan müzede solunuza bakınca Edirnekapı’daki surları, karşıya bakınca Topkapı surlarını yani Konstantinopolis’e ilk Türk askerinin girdiği kapıyı ve sağınıza dönünce Silivrikapı’daki surları görüyorsunuz.

Zaman tünelinden 554 yıl geriye gidip İstanbul’un Fethinin başladığı 29 Mayıs sabahını yaşamak ister misiniz? Yıkılan surlardan İstanbul’a giren Fatih’in ordusuna eşlik etmeyi Bizans ve Osmanlı askerlerinin çınlayan kılıç şakırtılarına gümbürdeyen top seslerine atılan savaş naralarına yükselen tekbirlere ve mehter marşlarına tanıklık etmeyi?.. Yani fethi seyretmeyi?.. İstanbul’un fethini anlatan panoramik fetih müzesine giden ziyaretçiler fethin dondurulmuş bir anını büyük bir gerçeklik duygusu içinde seyredip adeta fethi yaşıyormuş hissine kapılıyor.

Özel Yaşar Cimilli Coşkun 6.sınıf öğrencilerimiz ile 03 ve 04 Martta Panoramik 1453 Fetih Müzesi gezilerek eğitimde yaşayarak, görerek öğrenme adına önemli bir faaliyet yaptık. Ve kalıcı bir öğrenme gerçekleştirdik.

Anlatmakla bitmeyen bu müzeyi herkesin bir an önce ziyaret edip görmesini tavsiye ediyoruz

Eşref ÖZATAŞ
Sosyal Bilgiler Zümre Başkanı