22 Kasım 2019, Cuma
Ana Sayfa / Belirli Gün ve Haftalar / Türk Büyükleri Günü (29 Mayıs)

Türk Büyükleri Günü (29 Mayıs)

belirli günlerMimar Sinan

MİMAR SİNAN
Sinan, Türk mimarlık sanatının en büyük ustalarından biridir. Yurdumuz onun ölümsüz yapıtları ile doludur. Sinan’ın eser­leri bugün bile görenleri hayran bırakmakta­dır. Eserlerinde incelik, sağlamlık ve güzellik göze çarpar.
Sinan’ın eserleri gün görmüş, hoş görülü bilge kişiler gibidir. Yüzyıllar ötesinden sabırlı, ağırbaşlı, eşsiz güzellikle­ri ile bize bakarlar. Yeryüzünde bu duyguyu veren az sayıda sanat yapıtı vardır. Dünyanın öbür köşelerinden Sinan’ın eserlerini yakından görmek için her yıl yurdumuza binlerce turist gelir. Beğeni, şaşkınlık, güzel bir sanat yapıtı karşısında duyulan coşku ile izlenen yapıtları övünç kaynağımızdır.
Sanat anlayışında meydana gelen değişikliklere rağmen O’nun eseri, değerini korumaktadır. Kötü doğa koşulları, yağmurlar, rüzgarlar, seller, depremler bu eserlerin güzelliğini, sağlamlığını, inceliğini bozamamıştır. Sinan’ın büyüklüğü, yapılarının ölmezliği, buradan gelmektedir.
Türkler güzel sanatların, mimari, süslemecilik, oymacılık ve yazı (hat) dallarında eşsiz eserler ortaya koymuştur. Bütün dünyanın beğenisini kazanan bu yapıtlar müzelerimizin en değerli hazinesidir.
Mimarlık alanındaki yapıtlarıyla kendini dünyaya kabul ettiren Mimar Sinan bazı kaynaklara göre 29 Mayıs 1490 günü Kayseri’nin Kesi bucağına bağlı Ağırnas köyünde doğmuş. Çocukluğunda arkadaşları bilinen oyunları oynarken O; bahçelere, bağlara su yolları, köprüler, topraktan kale­ler, evler yapardı.
Yaşadığı devirde Anadolu’nun genç ve sağlıklı çocukları köylerinden, yurtlarından devşirilir, saraya getirilirdi. Eğitimlerine özen gösterilen bu çocuklar, sonradan yeniçeri olarak veya devletin öteki işlerinde görevlendirilirdi.
Sinan, Yavuz Sultan Selim zamanında devşirilerek İstanbul’a getirildi. Sarayda acemi oğlanlar okuluna verildi. Bu okulda okuma yazmanın yanı sıra uygulamalı sanatlar da öğretiliyordu. Sinan marangozluğu seçti. Ünlü ustala­rın yanında cami, han, çeşme ve hamamların yapımında çırak olarak çalıştı. Sonra askeri mimar olarak görev yaptı. 1535’te Osmanlı ordusunun İran sefe­ri sırasında Van’ı almaya giden askerler arasında Sinan’da vardı. Van Gölü kıyısında askerlerin karşıya geçmesi için gemi yapılması gerekti. Bu iş Sinan tarafından gerçekleştirildi. Barbaros Hayrettin Paşa ile İtalya sahillerini dolaştı, bu arada Bağdat seferine katıldı. Savaşta köprüler yaparak orduya zafer yollarını açtı.
Sefer dönüşü Sinan tümüyle mimarlık mesleğine girdi. Mimar Hasekisi sanını aldı. 1538’de saraya mimarbaşı oldu.
O yıllarda Osmanlılar; dünyanın büyük bir bölümüne egemendi. Sinan İstanbul’da Bizans mimari eserlerini inceledi. Yavuz Selim’in doğu seferlerine, Kanunî Sultan Süleyman’ın batı seferlerine katıldı. Dünyanın ünlü mimarî yapıtlarını yakından gördü, onları incelemek fırsatını buldu. Hiç bir zaman gördüklerini taklit etmedi.
Sinan’ın bilinen 315 eseri vardır, bunun 73’ü cami, 49’u mescit, 50’si medrese, 7’si kitaplık, 17’si imaret, 6’sı hastane, 7’si su kemeri, 7’si köprü, 18’i kervansaray, 5’i buğday deposu, 31’i hamam, 18’i türbedir.
İlk eseri Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmet adına 1543 yılında yaptığı Şehzade Camii’dir. Cami 1548 yılında bitti.
Sinan’ın yapıtlarında, durmadan kendini aşma, daha iyiye, daha güzele varma çabası görülür. En büyük amacı «işte bu yaptığım eser en iyisi» diyebilmekti. Fakat arka arkaya yarattığı eserlerden sonra en görkemlisi olan Edirne’deki Selimiye Camii için bile «İşte en iyisi» diyemedi. En iyiye, en güzele ulaşmak için hep çalıştı. Bütün yapıtları birbirini aşan birer sanat anıtıdır. Kendi anlatımına göre, sanat yaşamını üç bölüme ayırır. Buna göre Sinan; Şehzade Camisini çıraklık, Süleymaniye Camiini kalfalık, Selimiye Camiini de ustalık devrinin eserleri olarak nitelendirir.
O devirde saray baş mimarinin görevleri oldukça yüklü idi. İstanbul’un imarı, caddeleri, kaldırımları, su yolları, kentin alt yapı işleri, evlerin yapımında belli kuralların uygulanması, kale yapımlarının denetimi hep baş mimarın görevleri arasında idi.
Mimar Sinan İstanbul’un su yolları ile uğraşırken 1550 – 1560 yılları arasında Süleymaniye Camiinin yapımını tamamladı. Anlatılanlara göre «Sinan, Süleymaniye Camiini yapmak için iki yıl İstanbul’da yer arar. Caminin şimdi bulunduğu yere temel kazdırır. Toprağın kayıp kaymadığını, temelin sağlam olup olmadığını denemek için temelin üstüne cam döktürür ve dört yıl bekler. Bu arada Sinan’ı çekemeyenler Kanunî’ye şikayet ederler, «Dört yıldır yapıya başlamadı» derler. Sinan temelin sağlam olduğunu anla­dıktan sonra caminin yapımını hızla sürdürür. Kubbenin yapımı bittikten sonra ses yansımasını ayarlamak için, geceleri yapıya gelir. Kubbenin altın­da nargile içer. Su sesinin duvarlara yansımasını dinler, caminin iç bölümle­rini ona göre yapar.
Süleymaniye Camiinin yapımı tamamlandıktan sonra Sinan caminin anahtarlarını Kanunî Sultan Süleyman’a verdiği zaman çok mutlu idi. Padişah Sinan’a
-Yapımını gerçekleştirdiğin bu Tanrı evini dua ederek açmak sana düşer. Dedi.
Mimar Sinan’ın yapıtlarının bir özelliği de kimin için yapılmışsa o kişiyi çeşitli yönleri ile yansıtmasıdır. Örneğin Kanunî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptığı Edirnekapıdaki Mihrimah Sultan Camii ince ve zarif görünümüyle bir kadını, Süleymaniye Kanunî Sultan Süleyman’ın görkemini yansıtmasıyla ün kazanmıştır. Edirne’deki Selimiye de ikinci Selim’in şair ruhunu anlatan incecik zarif minareler vardır. Her minarede bulunan üç şerefeye üç ayrı merdivenden çıkılması, dünya mimarisinde o güne kadar uygulanmamış bir işlemdi.
Mimar Sinan yapıtlarında hiç bir planı ikinci defa kullanmamıştır. Her yeni yapıtına yeni buluşlarını eklerdi.
Mimar Sinan’ın evi İstanbul’un Süleymaniye semtinde idi; adına bir okul ve bir sebili vardı. Öldükten sonra Süleymaniye Camiinin bahçesindeki türbesine gömüldü.
Sinan, paraya önem vermeyen bir kişiydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun en zengin yıllarında yaşadı. Ünü dünyanın her yönüne yayılmış olan bu büyük mimar hiç zengin olmadı. Yanında çalışanların emeklerinin karşılığını tam olarak verdi. Kendisi yüz yıllık yaşantısında hep para sıkıntısı çekti. Dünya mimarlık tarihine adını altın harflerle yazdıran Koca Sinan’ın ruhu gibi, esin kaynağı ve gönlü de zengindi.

 

belirli günlerMimar Sinan’ın Adalet Anlayışı

MİMAR SİNAN’IN ADALET ANLAYIŞI
Süleymaniye Camii yapılıyordu. Mimar Sinan, bir an olsun ustaların yanından ayrılmıyor, gerektiğinde harç karıp taş çekiyordu. Herkese de çalışması ölçüsünde ücret veriyordu.
Çok iyi çalışan bir taşçı ustası vardı. Kendisi Rum’du. Fakat diğer ustaların iki misli fazla iş yapıyordu. Mimar Sinan hemen adamın ücretini arttırdı. “Bu senin hakkın.” diyerek, günde üç akçe fazla vermeye başladı.
Diğer taşçı ustaları bunu öğrenince Mimar Sinan’a gidip kendilerine de aynı ücretin verilmesini istediler. Fakat Sinan reddetti. Taşçı ustaları bağırıp çağırmaya başladılar. Durum, padişaha bildirildi.
Devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Mimar Sinan’ı huzuruna çağırdı :
“Bre Sinan, filan ustaya üç akçe verdiğin halde, diğerlerine niçin eksik veriyorsun ? Benim gibi bir padişahın mülkünde bu adaletsizliği nasıl yaparsın?”
“Haşa padişahım, yaptığım adaletsizlik değildir. Lütfedip buyurunuz, kendi gözlerinizle gördükten sonra idamıma ferman etseniz boynum kıldan incedir.”
Padişah razı oldu. Birlikte inşaat sahasına gittiler. Mimar Sinan, çalışan taşçı ustalarından birini gösterdi :
“İşte üç akçe fazla verdiğim usta budur padişahım.” dedi. Önce kaç çekiç vurduğunu saydı, sonra da padişaha diğer taşçı ustalarını gösterip :
“Şimdi de bunların çekiç vuruşunu sayacağım.” dedi.
Saydı. Ortaya önemli bir fark çıktı. Fazla ücret verdiği Rum taşçı ustanın dakikada vurduğu çekiç, diğerlerinin neredeyse iki katına yakındı. Böylece bir günde, birkaç taş fazla yontuyordu. Bu emeğinin karşılığını elbette alması lazımdı.
Mimar Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’a döndü :
“Padişahım, hak sahiplerine, haklarını eksiksiz verin, buyuran Rabbimin huzuruna, yüz akıyla çıkmaktan başka düşüncem yoktur. Bunun için fazla vurulan çekiçlerin, fazla yontulan taşların hakkını fazla ücret ödemek suretiyle karşılamaya mecburum. Kul hakkı, hakların en zorlusu, ahirette hesabı en çetin olanıdır.”
Padişah, Mimar Sinan’a hak verdi. Ayrıca onu kutlayıp ödüllendirdi.
Bu olay, Mimar Sinan’ın adalet anlayışını göstermektedir. O yalnızca büyük bir mimar değil, aynı zamanda işçi hakkı gözeten adil bir işveren ve çok iyi bir Müslümandı. Öte yandan bu olay, atalarımızın emeğe verdiği değeri bize göstermesi bakımından çok düşündürücüdür.

Şahin DÖĞEN
Örnek İnsanlar